|
|
||
| üslümanın Malı ve Canı Korunmuştur - İlim Öğrenmek | ||
|
49. Nasihat MÜSLÜMANIN MALI DA CANI GİBİ KORUNMUŞTUR Ebû Hüreyre (r.a.)anlatıyor:[1] Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim insanların mallarını, geri iade etmek niyetiyle alırsa, Allah o kimseyi aldığını geri iade etmeye muvaffak kılar. Kim de insanların mallarını geri vermemek, telef etmek niyetiyle alırsa, Allah da onu telef eder.” Buhârî İnsanların mallarını almak nasıl olur? Burada almaktan maksat, insanların malını şiddet kullanarak zorla ya da aldatarak almak değildir. Aksine yaşamın günlük olağan işlerinde ödünç ve borç kabilinden ve kararlaştırılan zamanda geri iade etmek üzere almaktır. Sevgili gençler... Bu uygulama, ticaret alanında sık görülen bildik bir durumdur. Diğer alanlarda ise bu tür bir uygulamaya pek rastlanılmamaktadır. Öyleyse... İçinizden: ‘Bu bizi ilgilendirmez. Çünkü henüz ticaretle doğrudan uğraşmayacak bir yaştayız. İnsanların mallarıyla da hiçbir işimiz olmamaktadır!’ diyenleriniz çıkabilir. Sevgili gençler... Hz. Peygamberin (s.a.v.) hadislerinden sizin için derlediğim bu öğütlerin, anlık bir zaman dilimiyle sınırlandırılmasını istemiyorum. Zira bu öğütler genel ve kapsamlıdır. Gelecekte olması beklenen olayları açıkça gözlerinizin önüne sermektedir. Siz de bunlara dayanarak tedbirinizi alır, işinizde adımlarınızı sağlam basar, apaçık bir delil ile hareket edersiniz. Sizden biriniz ağır bir mâlî (parasal) sıkıntıya düşebilir ve sıkıntısını giderip işlerini yoluna koymak için borç para istemek durumunda kalabilir. Bundan dolayıdır ki böyle durumlar başa gelmeden önce nasihat almak gereklidir. Zira korunmak, tedavi olmaktan iyidir. Sevgili gençler... Günümüzde alışılagelmiş borç anlayışı ‘kâr’ prensibi üzerine kuruludur. Bu sözcük Fransızca’dan motomot bir tercümeyle dilimize aktarılmıştır.[2] Bu kelimeyi dilimize aktaranlar, insanın ruhunda bıraktığı çağrışımdan dolayı onun, mâlî ilişkilerde ‘fâiz’ sözcüğünün hafifletilmiş şekli olmasına son derece dikkat etmişlerdir. Öyle ya, ‘kâr’ denildiği sürece insan nefsi onu belli bir sınıra kadar rahatlıkla kabul edebilmektedir! Banka fikrini ilk defa ortaya atıp da bankaları mâlî–fâizsel ilişkilerin merkezi yapanların yahudilerin ta kendileri olduklarını elbet biliyorsun. Bütün çeşit ve renkleriyle fâiz zulümdür... Çünkü fâiz insanın emeğinin ve alın terinin kanına girmekte, bunları sömürmektedir. Bundan dolayıdır ki Allah fâizi haram kılmış, yasaklamıştır. Allah-u Teâlâ fâiz hakkında şöyle buyurmaktadır: “Oysa ki Allah, ticareti helâl; fâizi haram kılmıştır.”[3] Fâize mukabil olarak da, müslümanların mâlî ilişkileri kolay yürüsün ve karşılıklı dayanışma sağlıklı bir toplum binasının temelini oluştursun diye bizim için ‘Karz-ı Hasen’[4] prensibini koymuştur. Allah-u Teâlâ bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Verdiğinin kat kat fazlasını kendisine ödemesi için kim Allah’a karz-ı hasen verir?”[5] Biliyoruz ki sadakalar, Allah’a verilen karz-ı hasen çeşitlerinin ilkini oluşturmaktadır. Sevgili gençler... Karz-ı hasenin şartlarından bazılarını şöylece sıralayabiliriz: 1) Malı/borcu zamanında geri iade etmek, ödemek. 2) Vadeyi uzatmamak. 3) Borçlunun aldığı karz-ı haseni helâl yollarda kullanması... vs. Kimileri sorabilir: – Bazen borçlu insan, isteği dışında gelişen birtakım sebeblerden dolayı borcunu kararlaştıralan zamanda ödeyememektedir. Böyle bir durumda ne yapmalı? Bu sorunun cevabını Allah-u Teâlâ şu şekilde vermektedir: “Eğer borçlu, darlık içinde ise, rahatlığa ulaşıncaya kadar ona mühlet vermek gerekir.”[6] Yâni borçlu kişi, mâlî bir sıkıntı çekip darlık yaşıyorsa ve ödeyemeyecek durumda ise alacaklı, onun vâdeyi uzatma isteğini dikkate almalıdır. Sert ve kırıcı olmaması gerekir. Bilakis hali düzelip işleri de yoluna girinceye kadar borçluya süre tanımalıdır. Hz. Peygamber (s.a.v.) aynı zamanda çok önemli bir konuda borçluyu da uyarıp ikaz etmektedir. Bu da şudur: • Borçlu borcunu ödeyebilecek durumda olduğu halde bolluğa ulaşıncaya kadar süre istemeye kalkışmamalıdır. • Vicdanının derinliklerinde, malı telef etmek ya da yok etmek gibi kötü bir niyet taşımamalıdır. Karz-ı hasen alıp da onu helâl yerlerde kullanmayan ya da içinde bir kötülük gizleyen insan iyi bilsin ki, Allah sürekli olarak onu görüyor. Ve onu çok şiddetli bir biçimde cezalandıracaktır. Sevgili gençler... Sizin yaşlarınızda bu tür olaylar pek nâdir meydana gelir. Fakat şayet böyle bir olayla karşılaşırsanız biliniz ki, bu sizin için farkına varamadığınız bir tecrübedir. Kendinizi erken yaşlardan itibaren bilinçlendirmeye gayret ediniz. Güvenilir, dürüst insanlarla birlikte olunuz. Allah’ın selâmı üzerinize olsun... 50. Nasihat İLİM ÖĞRENMEKTEKİ GAYENİZ HAKK’A HİZMET OLUN Ebû Hüreyre (r.a.)anlatıyor:[7] Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim sadece Allah’ın rızası arzu edilmesi gereken bir ilmi sırf dünya amacı için öğrenirse kıyamet gününde cennetin kokusunu bile duyamaz.” Ebû Davud Sevgili gençler... Bu hadis-i şerîfte genel ve dar anlam söz konusudur. Dar anlamda hadisi şöyle anlayabiliriz: Amacı insanlara hizmet ederek Allah katında sevap kazanmak olan belirli bir ilmi, sırf dünyevi maddi bir kazanç için öğrenen kimse hakkında söz çok açıktır. Allah kıyamet günü o insana cennetin kokusunu bile haram kılmıştır. Günümüzde pek çok insanın yaptığı da budur. Kimi insanlar, bu görüşümüzde bize katılmasalar da, özellikle de Kur’an ticareti yapan insanlar böyledirler. Sevgili gençler... Genel anlamda ise hadisi şu şekilde anlamak mümkündür: Sizler ilim öğrenme çağındasınız. İlim öğrenmek, sizi yakından ilgilendirmektedir. Çünkü sizler onun ehlisiniz ve ona layıksınız. Hz. Peygamber (s.a.v.) öğrenmek istenilen ilmin, hem size hem de toplumunuza faydası dokunacak bir ilim olması yönünde öğütte bulunmaktadır. Böylece maddi ve manevi durumunuzu iyileştirir, kendinize saygın bir yaşamın kapılarını açarsınız. Bu ilim sayesinde hem câhil kimseler olmaktan kurtulursunuz hem de başkasına yük olmazsınız. Sanayi, ziraat, ticaret... vs. her alanda daha iyi bir toplumun kurulmasına da katkınız olur. Ama ilminizi, insanları sömürmek ya da onlara tahakküm etmek için bir araç yapmayınız. Böyle yaparsanız, ilim temel dayanak noktalarını yitirir ve ilmin ahlâkî prensipleri ile bağdaşmayacak bir biçimde eğilip bükülür. Sevgili gençler... Hadisin genel anlamı çerçevesinde önemli bir noktaya da dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu nokta: İlmin bir gösteriş aracı yapılmamasıdır. Gösteriş için ilim öğrenmiş bir insan, kıyamet günü hesap için Allah’ın huzuruna getirilir. Kendisine: –Öğrendiklerinle ne amel işledin? diye sorulur. –Şöyle şöyle yaptım! diye cevap verir. Ona: –Hayır, sen âlim -ne bilgili- desinler diye ilim öğrendin! denir. Ardından bu riyakâr insanın yakalanması emredilir ve cehenneme atılır. Böylece cennetin kokusundan bile mahrum edilir. Nefsin kötülüklerinden ve keyfi arzuların tuzaklarından Allah sizleri de beni de esirgesin. Allah’ın selâmı üzerinize olsun... Sonsöz Sevgili gençler... Bu peygamberî tavsiye ve öğütleri seçmeye ve onları sizlere sunmaya beni muvaffak kılan Allah’a hamd ediyorum. Zaten hamd yalnızca O’nadır. Bu mütevâzî çalışma, sizin için faydalı olacaktır. Allah’ın izni ile sizlerden temiz, saygın bir nesil meydana getirecek ve sizleri insanlık için çıkarılmış en hayırlı ümmet, İslam toplumu için iyi bir adres yapacaktır. Sevgili gençler... Sizler umut ve ümit kapısısınız. Sizlerin ciddi, bilinçli atılımlarınız ve dininiz İslam’ın öğretilerine derin vukufiyetiniz olmaksızın bizler, cehâlet ve sapıtmışlığın karanlıklarında bocalamaktan kendimizi alamayacağız. Ve tabi gelecek de sizin için daha bir zalim ve karanlık olacaktır. Yitip gitmekten sakının! Yitip gitmekten maksadım, birey ve toplum olarak İslami şahsiyetin temel dayanaklarının sarsılması ve diğer milletlerden derhal ayırdedildiğiniz güzel ahlâkın çökmesidir! Varlığınızı araştırın ve bu varlığın temel esaslarına sımsıkı sarılın. Aslınıza, asâletinize, kendi orjinal yapınıza dönünüz. Vâiz, mürşid, öğretmen ve eğitimci kardeşlerime arzettiğim her düşüncenin basitçe açıklanması her konunun derin ve kapsamlı bir şekilde tartışılması gerektiğini hatırlatmaya gerek olduğunu sanmıyorum. Kaldı ki ben, isteğim dışında meydana gelen her kusurdan dolayı o kardeşlerimden de özür diliyorum. Kalemin satırlara yazdığı, zihine dolan ve gönlü coşturan bu sözleri en güzel biçimde kabul etmesini Allah’tan rica ve ümit ediyorum. Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun... [1] Hadisi bizlere nakleden râvînin ismi kitabın aslında olmayıp kaynaklarda araştırıldıktan sonra tarafımızdan konulmuştur. Elimizdeki kaynaklarda bu hadis Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet edilmektedir. -Çev [2] Yazarın Fransızca’dan motomot tercüme edildiğini söylediği sözcük Arapça”el-Fâidetü” sözcüğüdür. -Çev. [3] Bakara (2): 275 [4] Karz-ı Hasen: Allah rızası için verilen ödünç, fâizsiz verilen borç. –Çev. [5] Bakara (2): 275 [6] Bakara (2): 280 [7] Hadisi bizlere nakleden râvînin ismi kitabın aslında olmayıp kaynaklarda araştırıldıktan sonra tarafımızdan konulmuştur. Elimizdeki kaynaklarda bu hadis Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivayet edilmektedir. -Çev |
||