|
|
||
| ükretmek - Şefkatlerin Kaynağı İslam | ||
|
46. Nasihat ŞÜKÜR, ALLAH’IN HAKKIDIR Ebû Büreyde (r.a.) anlatıyor: Allah Resûlü’nü dinledim, şöyle diyordu: “İnsanda üçyüz altmış eklem yeri vardır. Her bir eklem yeri için bir sadaka vermesi gerekir. Bunu işiten sahâbe: –Ey Allah’ın Peygamberi, buna kimin gücü yeter? dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.): –Mescitte üstünü örteceğin bir tükürük, yoldan kaldıracağın eza verici bir engel. Bunları da bulamazsan kuşluk vakti kılacağın iki rekat namaz sana kâfi gelir, buyurdular.” Ebû Davud Hikaye olunur ki: Bir adam işine gitmekteydi. Bu esnada karşısına halinden fakir ve aç olduğu anlaşılan bir dilenci çıkıverdi. Açlığını gidermesi için bir miktar para vermesini kendisinden istedi. Dilenci, saçı sakalı dağınık, kirli ve yırtık, eski elbiseli yaşlı bir adamcağızdı. Dilencinin haline adamın kalbi yumuşadı ve durumuna çok üzüldü. Elini cebine attı, para bulamadı. Sonra diğer cebine... ama orada da para yoktu. Pantolonunun bütün ceplerine baktı, karıştırdı, altını üstüne getirdi. Ama nafile; cepler bomboştu. Dilencinin karşısındaki bu arayışından ve bir şey bulamamanın utancından yüzü kızardı. Herhalde parasını diğer elbisesinin cebinde unutmuş olmalıydı. Titremekli bir hal ve utanç içinde, dilencinin uzanmış eline elini uzattı, onunla tokalaştı. Bu manzara karşısında dilenci gülümsedi, gözleri yaşardı, ardından ekledi: –Bakın, beyefendi bu da bir sadakadır. Herkes ayrılıp kendi yoluna gitti. Evet, sevgili gençler... Kaldı ki Hz. Peygamber’in (s.a.v.) dediği gibi “Hiç şüphesiz kardeşinin yüzüne gülümsemen de bir sadakadır.” Zira sadakalar sadece mala endeksli değildirler. Sadakanın pek çok çeşidi ve biçimi vardır. Hz. Peygamber (s.a.v.) sahâbesine bu hadisi bildirip üç yüz altmış eklem yerine karşılık sadaka vermelerini tavsiye ettiği zaman onlar şaşkınlık içinde şu yanıtı vermişlerdi: –Ey Allah’ın Peygamberi, buna kimin gücü yeter? Zira onlar meselenin sadece mal ile verilen sadakadan ibaret olduğunu zannederek işin dayanılmaz ağırlık ve meşakkatini anlamışlardı. Bu yüzden, değil kendilerinin, zenginlerinin bile buna güç yetiremeyeceğini düşünmüşlerdi. Hz. Peygamber (s.a.v.) onlara sadakanın geniş ve kapsamlı anlamını şöyle açıkladı: “Mescitte üstünü örteceğin bir tükürük, yoldan kaldıracağın eza verici bir engel...” buyurdular. Ardından Hz. Peygamber (s.a.v.) ekledi: “Bunları da bulamazsan kuşluk vakti kılacağın iki rekat namaz sana kâfi gelir!” Yâni yol üzerinde gelip geçene eza veren bir engelin bulunmaması ya da bulunup da o engeli yoldan kaldıracak güce sahip olunamaması gibi sebeplerle sevabını kaçırmışsan, iki rekat kılacağını Duha namazı bunlara denk sadaka olarak sana kafi gelir. İki rekat Duha namazı,[1] müslümanın nafile olarak kıldığı iki rekat namaz. Allah Resûlü (s.a.v.) bu namazın kılınma zamanını ve kılınış şeklini amcası Hz. Abbas’a (r.a.)öğretmişti. İki rekatlık Duha namazına ilişkin rivayet kendisinden nakledilmektedir. Eklem Yerleri İçin Sadaka Niye?! Allah doğrusunu daha iyi bilir ya, biz şu düşüncedeyiz: İnsanın bedensel iskelet yapısında eklem yerleri, insanın hareketinin kaynağı ve sebebidir. Hareket ise yaşamın var olduğunun delilidir. Çünkü hareket; koşmak, yürümek, ayağa kalkmak, oturmak... vs. demektir. Şayet insan, kendisine hareket etme imkanı veren eklem yerleri olmaksızın tek bir parça halinde yaratılmış olsaydı, elbette ruhsuz, cansız, sert, katı bir madde olurdu. Allah’ın insana bahşettiği yaşam nimeti, kesinlikle Allah’ın insana verdiği en büyük ve en muazzam nimettir. Bundan dolayıdır ki bu nimete karşılık, yaşamı en belirgin biçimde ortaya koyan eklem yerleri aracığılıyla sadaka vermek kaçınılmaz olmuştur. İnsanı en güzel biçimde yaratan Zat-ı ilahi ne yüce, ne münezzehtir! Sevgili gençler... Sizler imkan, yetenek, kabiliyet ve gücünüz ölçüsünde Hz. Peygamberin (s.a.v.) eklem yerleri için sadaka vermeyi öğütlediği tavsiyesine uymakla yükümlüsünüz. Sözü bitirmeden önce, hadis-i şerîfte geçen önemli bir noktaya dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Hz. Peygamberin (s.a.v.) insan bedenindeki eklem yerlerinin sayısına ilişkin verdiği rakam önemlidir. Sorabilirsiniz: –Hz. Peygamber (s.a.v.) bu sayıyı nereden biliyordu?! Bu sayı doğru mudur? Allah Resûlü’nün (s.a.v.) bilgisi, kendi katından olan, kendi çabası ile elde ettiği bir bilgi değildir. Sevgili gençler, işte bu bilgi onun peygamber oluşunun delillerinden bir tanesidir. Pek çok kereler söyledik ve arzettik. Şimdi bir kez daha hatırlatmakta bir sakınca görmüyoruz: “O keyfine göre konuşmaz. O’nun konuşması kendisine vahyedilenden başkası değildir. Çünkü onu, kuvvetlinin kuvvetlisi (Cebrail) öğretti...”[2] Sayının doğruluğuna ve üç yüz altmış olarak sabit oluşuna gelince. Anatomi biliminin kesinlikle bu sayıya itiraz ettiğini sanmıyorum. İstediğiniz doktora sorabilirsiniz. Son olarak... Sizlere ve kendime Hz. Peygamberin (s.a.v.) tavsiyesini öğütlüyorum. Hiç şüphesiz onun nasihatı, yaşamakta olduğumuz an ve geleceğimiz için bize ne güzel azıktır! Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. 47. Nasihat GENÇLER BÜYÜYÜNCEYE KADAR YERİNİZ BURASI Ebû Malik el-Eş’ari (r.a.) anlatıyor: “Size Hz. Peygamberin namazını anlatayım mı? O şöyle namaz kılardı: Namaz için kâmet getirirdi. Adamları düzgünce saf yapar, onların arkasına gençleri düzgünce saf yapar ve sonra onlara imam olurdu.” Ebû Davud İslam’da gördüğüm –ve hâlâ görmekte olduğum– insani edep ve ahlâkı, hak ya da bâtıl hiçbir dinde, hiçbir beşeri hukuk sisteminde veya herhangi bir sosyal rejimde görmedim! Hiç kuşkusuz İslam; küçük ya da büyük hiçbir hususu ihmal etmeyen ve mutlaka onu ele alan, insanlık için konulmuş mükemmel bir hukuk sistemidir. Yukarıda verdiğimiz peygamberî nasihat, cami ve cemaatle namaz âdâbına ve gençlerin namazdaki yerlerine ilişkin çok ayrıntı bir konuda olacaktır. Sevgili gençler... Günümüzde ister günlük namazlarda isterse cuma namazlarında olsun, camilerimizde gördüğümüz pek çok tutum ve görüntüyü yeniden gözden geçirmeye şiddetle ihtiyacımız var. Bu konuda sözü fazla uzatarak hadisin genel çerçevesininin ve içeriğinin dışına çıkmak istemiyorum. Sahâbe Ebû Malik el-Eş’ari (r.a.), Hz. Peygamber’le (s.a.v.) görüşüp konuşma imkanı bulamamış birtakım insanlara (tabiuna): –Size Hz. Peygamberin (s.a.v.) namazını anlatayım mı? diye sesleniyor. Ardından anlatmaya başlıyor: “Namaz için kâmet getirirdi... Adamları düzgünce saf yapardı.” Başka bir hadiste de belirttiği gibi “Safları sıkı ve düzgün yapmak, namazın tamam olmasındandır.” Aynı şekilde “Allah eğri safa rahmet nazarı ile bakmaz” buyurarak “Saflar arasındaki boşlukları doldurunuz” ikazını yapmıştır. Çünkü “Saflardaki boşluklar şeytanın giriş kapılarıdır.” Bundan dolayı bizler cemaatle namaz kılarken saflar arasında hiçbir boşluk ya da aralık bırakmayız. Bilakis yanlarımız birbirine yapışır, saflarımız kurşun gibi kenetlenir. Safların, bir hizada dümdüz yapılması esnasında ayakların dikkate alınması çok yaygın görülen bir hatadır. Halbuki biliyoruz ki Hz. Peygamber (s.a.v.) bize omuz ve kürek kemiklerimizi aynı hizada dümdüz yapmamızı emretmiştir! “...Adamların arkasına gençleri düzgünce saf yapardı...” Öyleyse... Gençlerin saftaki yerleri arka saflardır, ön saflar değildir. Bu durum kesinlikle onların haklarını eksiltme ya da gençlerin değerini düşürme değildir. Bu ancak işi gediğine koymaktır. Bir gün gelecek sizler de büyüyüp yetişkin insanlar olacaksınız. Ön saflarda yerinizi alacaksınız. Sevgili gençler... Cemaatle namaz kılmak ya da cuma namazlarını kılmak için yalnız başınıza camilere koştuğunuz zaman, biliniz ki ön saflar büyüklerin hakkıdır. Şayet babalarınız ya da ağabeyleriniz eşliğinde camiye gelirseniz, onlar sizi ön saflara almak isterlerse bu konuda sakın onlara itaat etmeyiniz. Yahut sizi gençlerin safına yerleştirirlerse onlarla aynı safta kılmak için sakın onları zorlamayınız. Biliniz ki Allah-u Teâlâ, hak ettiğiniz sevap ve ecri sizin için amel defterinize yazmıştır. Cami disiplin ve âdâbına uymaya son derece özen gösteriniz ki itaatkar, felâha eren kullardan olasınız. Allah iyi iş yapan kulların ücret ve sevabını zâyî edecek değildir. 48. Nasihat HER TÜRLÜ ŞEFKATİN KAYNAĞI: İSLÂM Hz. Ömer’in oğlu Abdullah b. Ömer (r.a.) anlatıyor:[3] Allah Resûlü (s.a.v.) buyurdu ki: “Bir kadın bağlayıp hapsettiği bir kedi yüzünden cehennem ateşine girdi. Kediyi bağlayıp hapsettiği zaman ona hiçbir şey yedirmemiş ve yerin haşerelerini yemesi için de salıvermemişti.” Buhârî Cehenneme girmesini gerektirecek nispette günahı olan bir adamı Allah affetmiştir. Allah onu, sıcağı çok şiddetli bir günde, çölde susuzluktan kavrulmuş bir köpeğe olan şefkatinden dolayı affetmişti. Adam çölde giderken aşırı derecede susamış, bitkin düşmüştü. Bir kuyuya rast geldi. Kuyuya indi, suyundan kana kana içti ve Allah’a hamd etti. Biraz ilerisinde, aşırı susuzluktan dolayı dilini çıkarmış bitkin bir köpeğin hızlı hızlı soluduğunu gördü. Kendi kendine: ‘Benim başıma gelen hal, bu köpeğin de başına gelmiş’ diye düşündü. Hemen yeniden kuyuya indi. Ayakkabısının tekini çıkardı, suyla doldurdu, kuyudan çıktı ve köpeği suladı. Allah da bu davranışından ötürü o adamı bağışladı. Hayvanlara şefkat gösterip acımak, kişinin insaniyetliğinin ve ileri seviyesinin göstergelerinden biridir. Tabi ki her hayvan değil. Kimi hayvanlar vardır ki sıcak kanlıdırlar ve insanlarla birlikte yaşamaya alışkındırlar. İnsanlara besin, yiyecek ve elbise türleri sunarlar veya onları eğlendirirler yahut da onları korurlar. Kimi hayvanlar da, aynı şekilde, insanlara pek çok işlerinde hizmet ederler; onları yüklerini hafifletir, onlara yardımcı olurlar. Boşlukta iki kanadıyla uçan, ağaçları ya da dağ oyuklarını yuva ve mesken edinenleri vardır. Bunlardan bazıları insanların besin elde etmesinde ya da ağaçların aşılanma işleminde faydalı olurlar. Diğer bazıları da güzel, şen şakrak sesleriyle insanları coştururlar. Kibir ve edâyla ormanda serbestçe dolaşanları vardır. Bunların bazılarının eti iyi, besin değeri yüksek olup hapis kalmaya alışkın değillerdir. Ceylan ve geyik böyledir. Zararlı ve vahşi olanları vardır... İnsan hayâtı için tehlikeden başka bir şey değildirler. Bunları evcilleştirmek, beslemek mümkün değildir. Ya bunlardan uzak durulacak ya da bunlarla mücadele edilecektir. İnsanlığın ilerlemesi ve yükselmesiyle birlikte dünyanın çeşitli bölgelerinde, hayvanlara şefkat sorumluluğunu omuzlarına alan dernekler kurulmuştur. Bu dernekler, maddi imkanları dahilinde, çeşitli beyan ve yayınlarda bulunmakta, elde edilen bilgileri dağıtmakta ve her alanda yardımcı olmaktadırlar. Son asırlarda bu derneklerin ilke ve esasları, hedefleri İslam dünyasına sıçradı. Müslümanlar bunlardan etkilendiler. İslam ülkelerinde de aynı ilke ve esasları gaye edinen dernekler kuruldu. Sevgili gençler... Ancak bu sıçrama ve etkileşim öyle bir zamanda gerçekleşti ki o sırada İslam’ın öğreti ve talimatlarını terketmiş, bütün yaşantımızı tahakküm altına alan bir câhiliyye içinde yitip kaybolmuştuk. Halbuki biz kesinlikle, dinimizin gerçeklerini bize hatırlatacak ve gönüllerimize hayvanlara şefkat gösterme prensibini üfleyecek insanlara muhtaç değiliz. Sevgili gençler... Bu derneklerin ortaya koydukları ilke ve prensipler, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) öğretisinin içeriğine kıyasla çok kısır bir yapıdadır. Hz. Peygamber (s.a.v.) hayvanlara şefkat edip acımaya o kadar değer vermiştir ki nihayet onu cennet ya da cehennem, sevap ya da azap nedeni yapmıştır. Öyleyse... Allah’ın yarattığı bir varlık olan hayvanlara şefkat göstermekle inanç ve iman arasında güçlü bir bağ vardır! Hatta Allah’ın hizmetimize sunduğu hayvanların etinden yararlanmak amacıyla yaptığımız boğazlama işleminde bile şefkatli olmak zorundayız. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Hayvanı keserken güzel kesin!” Bir başka hadisinde ise şöyle buyurmaktadır: “Her biriniz bıçağını iyice bilesin de, kestiği hayvanı rahatlatsın, fazla eziyet vermesin.” Sevgili gençler... Hz. Peygamberin (s.a.v.) kadın ve kedi hakkındaki hadisinde çok önemli bir meseleye dikkatimizi çektiğini unutmuyoruz. Bu önemli mesele: Hayvanın hapsedilmesidir. Bu takdirde ya onu doyuracak, şefkatli davranacak ve ona acıyacaksın ya da salıverip kendi haline bırakacaksın. Sevgili gençler... Mahlukata eziyet etmekten sakının. Eziyet etmek şöyle dursun; bilakis onlara son derece iyi davranın, koruyup kollayın. Şefkatinizi elinizden geldiğince sağanak halinde üzerlerine boşaltın. Elbette bu işte sizin için sevap ve ecir vardır. Allah’ın selâmı üzerinize olsun... [1] Duha (kuşluk) namazı için fıkıh – ilmihal kitaplarına bakınız. [2] Necm (53): 3-5 [3] Hadisi bizlere nakleden râvînin ismi kitabın aslında olmayıp kaynaklarda araştırıldıktan sonra tarafımızdan konulmuştur. Elimizdeki kaynaklarda bu hadisi Hz. Ömer’in oğlu Abdullah (r.a.) rivayet edilmektedir. -Çev |
||