|
|
||
| llah İçin Sevmek | ||
|
41. Nasihat ALLAH İÇİN SEVEN VELİ KULLAR Hz. Ömer (r.a.) anlatıyor: Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Allah-u Teâlâ’nın kullarından öyleleri vardır ki –onlar ne peygamberlerdir ne de şehidler– kıyamet günü Allah katındaki makamlarından dolayı hem peygamberler hem de şehitler o kullara imrenirler. Sahâbe: –Ey Allah’ın Resûlü (s.a.v.) onlar kimdir, bize anlat?! dediler. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: –Onlar, aralarında herhangi bir akrabalık ya da ticari bir ilişkisi olmadığı halde, sırf Allah’ın rızası için birbirlerini seven bir topluluktur. Vallahi onların yüzleri nur gibidir. Nurdan tahtlar, koltuklar üzerine kurulup otururlar. İnsanlar korkuya kapılırlarken onlar asla korkuya kapılmayacak; insanlar hüzünlenirlerken onlar kesinlikle hüzünlenmeyeceklerdir. (Ardından şu ayeti okudu:) “İyi bilin ki Allah’ın veli kullarına asla korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.”[1] İnsanlar arasındaki ilişkiler iki temel üzerine kurulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v.) bize böyle haber vermiştir. Akrabalık.. “...aralarında bir akrabalık olmadığı halde...” Maddi çıkar.. “...ya da aralarında ticari bir ilişki olmadığı halde...” İnsanlar arasındaki ilişkileri iyiden iyiye inceleyenler, bu peygamberî sözün bütünüyle doğru olduğunu hiç şüphesiz görecektir. İnsani ilişkilerin temeli, akrabalık ve maddi çıkar olarak belirecektir. Bu iki esas, insanların hayâtında doğru konumlarına oturur, olmaları gereken yerde olurlarsa düzen, emniyet ve güvenin gerçekleşmesini sağlarlar. Fakat... Akrabalık ve maddi çıkar üzerine kurulu ilişkilerden çok daha yüce, çok daha üstün olan ve insanı hayâtın, maddenin kir ve pisliğinden çekip alarak vicdani temizliğe ulaştıran bir ilişki türü daha vardır. Bu dereceye, ancak Allah için seven mü’min kullar ulaşabilir. Sevgili gençler... Sizler peygamberlerin Allah katındaki derece, makam ve saygınlıklarını hiç şüphesiz biliyorsunuz. Dünya hayâtını çok ucuz bularak canlarını Allah yolunda satan şehidlerin makam ve mevkilerini de biliyorsunuz. İşte o peygamberler ve şehidler, ahirette Allah katında sahip oldukları makam ve mevkilerinden dolayı Allah’ın birtakım kullarına imrenir, onlara gıbta ederler. O makam, Allah’ın veli kullarını bütün hücrelerine varıncaya kadar dörtbir yandan kuşatıp bürüyen nur makamıdır... İşte o insanlar Allah’ın veli kullarıdır! Allah’ın kendileri hakkında “İyi bilin ki Allah’ın veli kullarına asla korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de”[2] dediği veli kullardır. Çünkü gönüllerini, yüzlerini ve ruhlarını engin bir nur okyanusu kaplamıştır. Onlar burada emniyet, güven ve iç huzuru bulmuşlardır. Onlara artık ne korku ulaşabilir ne de hüzün. Sevgili gençler... Peki niçin?! Çünkü insan kalbi gerçekten Allah’a olan sevgisinde samimi olur ve hareket halindeyken, durgun, uyanıkken ve uykuda, uzanmış yatarken ve ayakta iken, görmesinde, işitmesinde ve çalışmasında sürekli olarak bu sevgiyi iç dünyasında hissederse bu sevginin ışınları ondan bütün kainata, mahlukata ve mevcudata doğru yayılır. Böylece her şeyi, bu içten ilahi sevgi terazisiyle ölçüp tartar. Bütün varlığını bu sevginin üzerine kurar. Sizler çocukça, masum ve temiz halinizle gerçekten büyüklerden daha çok o veli kullardan olabilirsiniz. Çünkü -canlarım- sizler, henüz halkın örf ve gelenekleri içinde kaybolup gitmediniz. Maddi çıkar sebepleri ve neticeleri sizi etkisi altına almadı. Çıkarcı ilişkiler size baskın gelmedi. Büyük sahâbî Süheyb b. Sinan el-Rûmi’nin (r.a.)yaşam hikayesini, Mekke’den Medine’ye hicreti esnasında gösterdiği tavrı bilmelisiniz?! Gerçekten Süheyb, Mekke’de çok büyük bir servetin sahibiydi. Son derece zengin idi. Hicret edip Medine’de Hz. Peygamber’e (s.a.v.) katılmak istediğinde Kureyşliler yolunu kestiler. İçlerindeki akılsızlar, onun geçmişteki fakirliğini ve köleliğini yüzüne vurdular. Onlar bu sözleriyle, sahip olduğu serveti ima ediyorlardı. Süheyb, anlamlı anlamlı Kureyşlilere baktı. Sonra bütün servetini onlara terketti. Onlar da Süheyb’i bırakarak yoluna devam etmesine izin verdiler. Süheyb, Allah’ı ve O’nun sevgisini bütün dünya servetlerine tercih etti; bu uğurda ne ailesini önemsedi ne de başkalarını. Acaba, Hz. Peygamber (s.a.v.) onu Medine’de karşıladığında ona ne söyledi?! Hz. Peygamber (s.a.v.) onu görünce tebessüm etti ve dudaklarından şu sözler döküldü: “Ey Ebû Yahya! Kârlı bir alışveriş oldu!.. Ey Ebû Yahya! Kârlı bir alışveriş oldu!..” Sevgili gençler... Faziletli dostlar... Evet... faziletli, felâha ermiş, kâr eden insanları örnek almanızı ve Allah’ın rızası uğrunda sevenler makamına yükselmenizi istiyoruz. Hiç şüphesiz bu, kendilerine peygamberlerin ve şehidlerin bile imrendiği veli kulların makamıdır. Görüşmek üzere... 42. Nasihat ALLAH’IN KULLARINA KARŞI BÜYÜLENMEKTEN SAKININ Hz. Ömer’in oğlu Abdullah (r.a.) anlatıyor:[3] Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kalbinde hardal tanesi ağırlığınca kibir bulunan kimseyi Allah yüzüstü cehenneme atar.” İmam Ahmed Sevgili gençler... Kibir: Kendini beğenmek ve başkalarından üstün görmektir. Hardalı biliyor musunuz?! Hardalı baharatçıya sorunuz. Çok küçük tanecikler olduğunu göreceksiniz. O kadar küçük ve hafif ki, bir hardal tanesinin ağırlık ve hacmi, kum tanesinden fazla değildir! Kalbinde ve duygularında hardal tanesinin büyüklüğüne denk bir kibir duygusu taşıyan insanı, Allah yüzüstü cehenneme atar. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) hadis-i şerîfinde “Kimin kalbinde...” buyuruyor. “Kimin aklında...” dememiştir. Çünkü duygunun kaynağı öncelikle kalptir. Kibir aslında bir boşluktur. Adamın biri küçük oğluyla birlikte buğday ekili tarlalardan birine gitti. Başaklar henüz yeni olgunlaşıyordu. Boyu diğerlerinden daha uzun bir başak, çocuğun çok hoşuna gitti. Başağa yaklaştı ve onu kopardı. Babası oğluna başağı neden kopardığını sordu. Çocuk, başaktan çok hoşlandığını, ayrıca içinde pek çok buğday tanesinin bulunduğunu söyledi. Baba gülümsedi... Başağı eline aldı ve eliyle kırarak içini açtı. Başak bomboştu, içinde bir tek buğday tanesi dahi yoktu. Ardından baba oğluna şöyle söyledi: –Ey çocuğum... Buğday dolu başaklar tevazu ile baş eğer Ancak içi boşların başları yüksekmiş meğer. Sevgili gençler... İşte kibirli insanın boşluğu da böyledir. Kibirli insan, sırf bu yüzden dolayı mı yüzüstü cehenneme atılıyor? diye sorabilirsiniz. Bu sorunuza kısaca cevap verelim: Bildiğiniz gibi kibir; kendini beğenmek, gururlanmak ve büyüklenmektir. Bu ise insanın kendini mahlukattan üstün görmesine yol açar. Halbuki üstünlük yanlızca Allah-u Teâlâ’ya mahsustur! Kibirli insan, Allah’ın güzel isimlerinden (esmaü’l hüsnâ) birinde adeta O’nunla çekişmekte, O’na benzemeye kalkışmaktadır. Bu ise apaçık küfürdür.[4] Bundan dolayı kibirli insan hakkında Kur’an’ın şu sözü hak ve gerçek olmuştur. “Kibirlenenler için cehennemde barınacak bir yer mi yoktur.”[5] Kibir ya da kendini büyük görmek, zenginlik ve güzellik gibi dünya değerlerinden ileri gelmektedir. Halbuki zenginlik de güzellik de yok olmaya mahkumdur. Zenginlik, ticaretten dolayı ise; ticaret kâr getirebileceği gibi zarar da getirebilir. Eğer zenginlik sahip olunan akardan[6] dolayı ise; akar da doğanın ani hareketlerine hedeftir. Güzellik, geçen seneler ve ilerleyen ömürle birlikte kurumakta, solmaktadır. Tabi daha önce bir âfete ya da musibete kurban gitmezse. Hz. Süleyman (s.a.v.) servet ve zenginlik hakkında şöyle demişti: “Bu, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak üzere Rabb’imin lütfundandır.”[7] Güzellik ve endam... Hz. Yusuf’u (s.a.v.) aldatamamış, onu gurura sevkedememişti. Bilakis onun dillere destan güzelliği, kendisi için hem bir fitne ve imtihan hem de bir sabır ve kurtuluş vesilesi olmuştu. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) de kalbinde hardal tanesi ağırlığınca kibir bulunan insan hakkında “Allah onu yüzüstü cehenneme atar” buyurmaktadır. Hz. Peygamber kibirli insan için neden ‘Allah onu yüzüstü haşr eder’ dememiştir. Cehenneme yüzüstü atılmak niçin?! Halkın, kibirli kimse için “Burnu havada...” dediğini zaman zaman işitiyorsundur. Onlar bu sözle kibirli insanın, yüzdeki en belirgin organı olan burnuyla kibirlendiğini, büyüklük tasladığını anlatmak istemektedirler. Dolayısıyla cehenneme yüzüstü atılmak, ceza olarak kibire çok uygun düşmektedir. Allah’ın Resûlü (s.a.v.) gerçekten sözünde isabet etmiş ve doğru söylemiştir. [1] Yûnus (10): 62 [2] Yûnus (10): 62 [3] Hadisi bizlere nakleden râvînin ismi kitabın aslında olmayıp kaynaklarda araştırıldıktan sonra tarafımızdan konulmuştur. Elimizdeki kaynaklarda bu hadis, Hz. Ömer’in oğlu Abdullah (r.a.)’dan rivayet edilmektedir. -Çev [4] Küfür: Hakkı inkar. Allah’a inanmamak. İmansızlık. –Çev. [5] Zümer (39): 60 [6] Akar. Kiraya verilerek gelir getiren ev, dükkan, tarla, gibi mülk. –Çev. [7] Neml (27): 40 |
||