ıskançlık Yapmayın - Öfkelenmeyin

36. Nasihat

KISKANÇLIK YAPMAYIN 

Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor:[1]

Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Kıskançlık yapmaktan sakınınız. Zira kıskançlık, ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi iyilikleri yer bitirir.”

Ebû Davud 

“...ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi...”

Bu söz beni duraklattı ve bana bir olayı hatırlattı.

Günlerden bir gün fırındaydım. Fırın sahibi yakıt olarak hâlâ odun kullanıyordu. Durdum, ateşin tutuşmasını, alev ve ısısını korumak için fırıncının ateşi odunla nasıl da beslediğini seyretmeye başladım. Farkında olmaksızın uzun bir süre ayakta öylece dikildim.

Sonra fırıncıya.

–Yıllık ne kadar oduna ihtiyaç duyuyorsunuz?! diye sordum

Fırıncı gülerek tebessüm etti, ardından da bir kahkaha attı.

Sonra şöyle dedi:

–Bu veya herhangi bir fırın, yeryüzünde bulunan bütün odunları içine atsan, muhakkak hepsini yer bitirir!

Durdu, sonra konuşmasına şöyle devam etti.

–Bir zamanlar işçi olarak çalıştım. Sonra Allah-u Teâlâ bana bu fırını ikram etti. Fırın için düşündüğüm ilk şey yakıt oldu. Geri kalan bütün paramla odun aldım. Kendi kendime: Bu yıl artık başka oduna ihtiyacım olmaz; çünkü yetecek kadar odunum var, diye düşünüyordum. Ne var ki senenin yarısına geldiğimizde odunun tamamı çoktan bitmişti. Beyefendi... Ateş, tutuştuğu alan ile ölçülmez. Ateş ancak yanma gücüyle ölçülebilir. Sözü gediğine koydum:

–Öyleyse Allah; “O gün cehenneme ‘doldun mu?’ deriz. O da ‘daha var mı?’ der” buyururken çok doğru söylemiş.

Bu hatırayı sana iki sebepten dolayı anlattım:

• Genişlik, derinlik... vb. bakımlardan cehennemin hacmi ile alakalı olarak akla gelebilecek soruya cevap olması.

Şurası kesindir ki cehennem ateşi, hacimlerle kıyaslanamaz; ancak yanma/tutuşma gücüyle kıyaslanabilir.

• Kıskançlığın ateşe benzetilmesi.

Hiç şüphesiz kıskançlık, öyle bir hastalıklı huydur ki, insanın kalbine girdi mi, tutuşmuş alevi ve ateşiyle oradaki bütün güzel huyları ve faziletleri yer bitirir. O insan şahsiyetini, hastalıktan bitkin düşmüş bir et parçası haline getirir.

Sevgili gençler...

Sizler de kendi yaş ve sosyal statünüz düzleminde bu tehlikeli olgu ile karşılaşabilirsiniz. Aman, ona teslim olmaktan sakının. O insanlarda gördüğünüz üstünlüğe ilişkin kimi zaman içinizde duyduğunuz kıskançlık hastalığını, onlarla beraber olarak, onlara benzeme ve onları geçerek üstünlüğe ulaşma azminizle tedavi ediniz.

Kıskançlık, kin doğurur. Kin; başkalarında gördüğünüz nimetin varlığını çekememek ve yitirmesi için elinden geleni yapmaktır. Hırs ise, o insanın sahip olduğu nimete gıpta etmek ve var gücüyle, bütün enerjisiyle o nimetin aynısına sahip olmaya, o kişiye benzemeye ve bu konuda onu geçmeye çalışmaktır.

Sevgili gençler...

İşte insan toplumları, böyle bir verimli hareketlilik içinde karşılıklı olarak birbirinden etkilenirler ve kıskançlık ateşinden kurtulurlar.  

37. Nasihat

ÖFKELENMEYİN 

Ebû Said el-Hudri (r.a.)anlatıyor:[2]

Allah Resûlü şöyle buyurdu:

“Dikkat edin! Öfke, Ademoğlunun kalbinde yanan bir ateş parçasıdır. Onun şah damarının şişmesini ve gözlerinin kızarmasını görmüyor musunuz?! Kendisine bu hal gelen kimse hemen alnını yere koysun.”

Tirmizî 

Bir başka konuşmasında ise Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

“Öfke, Ademoğlunun iki gözü arasında yanan cehennem ateşlerinden bir ateş parçasıdır. Öfkelendiğinde gözlerinin kızarmasını görmüyor musunuz?!”

Allah Resûlü (s.a.v.) bir diğer konuşmasında bu şeytani dürtüyü yenmenin yolunu ve çarelerini şöyle açıklamıştır:

“Ayakta ise otursun; oturuyorsa ayağa kalksın.”

Öyleyse... Öfke, gözlerin kızarmasına ve ışıl ışıl yanmasına neden olmakta, şah damarlarının şişmesine ve ardından da kanın kalpten başa doğru hızla akmasına neden olmaktadır. Halk dilinde buna ‘kan beynine sıçradı’ denmektedir. Tıp sözlüğünde ise bu hal ‘tansiyon yükselmesi’ biçiminde tanımlanmaktadır. Hiç kuşkusuz bu hal, bedensel bir olgu olup hiç de hayra alamet değildir.

Biraz önce aktardığımız hadis-i şerîfler bizi şu soruları sormaya yöneltmektedir:

• Allah’ın Peygamberi, Abdullah oğlu Hz. Muhammed bir sağlık doktoru ya da bir uzman psikolog mudur?!

• Hangi üniversiteden mezun olmuştur?! Bütün bu bilgiyi ve ilmi nereden elde emiştir?!

Bu sorular karşısında uzun süre suskun kalamıyoruz. Zira derhal Kitap’tan, hikmet ve hamd sahibi Allah’ın peyderpey indirdiği, ne önünden ne de arkasından bâtılın kendisine asla yaklaşamadığı Kur’an-ı Kerîm’den bize cevap geliyor. Allah-u Teâlâ şöyle cevaplıyor bu soruları:

“O hevasından (keyfinden) konuşmaz. O’nun konuşması kendisine vahyedilenden başkası değildir. Çünkü onu kuvvetlinin kuvvetlisi (Cebrail) öğretti.”[3]

Öfkenin çeşitli pek çok sebebi vardır.

İnsan yaşayan bir canlı olup çalıştığı, çaba sarfettiği ve insanlarla ilişkilere girdiği sürece çarpmalara ve sıçramalara hedef olmaya devam edecektir. Bu da onun psikolojisine sevinç, mutluluk ve üzüntü, keder ya da öfke olarak yansıyacaktır.

Bu ruh halleri, öncelikle kişinin iç dinamik güçlerine ve ikinci olarak da olay ve kişilere bağlı olarak sertlik-şiddet veya nitelik-nicelik bakımlarından farklılık arzeder.

Sevgili gençler...

Sizler iş, okul ve aile hayâtınızın henüz başlangıcında bulunuyorsunuz. Gelecekte sizi öfkelendirecek durumlarla karşılaşacak ve tabi ister istemez mutlaka öfkeleneceksiniz. Bu durumda ne yapacaksınız?! Aman sakın, öfkeyi kendi haline bırakıp da içinizde tepkimesine, hareket ve davranışlarınıza tahakküm etmesine izin vermeyin. Zira öfke, insanı hüsran ve helaka götürür.

Kalplerinizi yumuşak huyluluk azığıyla besleyin. Hiç şüphe yok ki yumuşak huyluluk, ahlâkın efendisidir.

Öfkelendiğinizde öfkenizi nasıl dindireceğinizi size öğreten Peygamberinizin nasihatine kulak verin.

Hz. Peygamber (s.a.v.) öfkelenen kimse için “hemen alnını yere koysun” buyurmaktadır. Doğrusu bu sözle, gerçekten alnını yere koyması kastedilmemiştir. Bilakis bu sözle, kendini dizginlemek, sinirlerine hakim olmak ve dengeyi yitirmemek kastedilmiştir.

Ya da bu sözle, oturuyorsanız ayakta dikilmeniz  yahut ayakta dikiliyorsanız oturmanız kastedilmiş değildir. Aksine sizden istenen, konumunuzu değiştirmenizdir. Çünkü hareket etmek, insanın ruhsal etkileşimini değiştirmektedir.

Son olarak...

Sevgili gençler...

Allah’tan niyazım odur ki, size ilmin iyisini ve yumuşak huyluluğun da güzelini versin.

Sizi Allah’ın, kendi katında mübarek olan güzel selâmı ile selâmlıyorum.


[1]    Hadisi bizlere nakleden râvînin ismi kitabın aslında olmayıp kaynaklarda araştırıldıktan sonra tarafımızdan konulmuştur. Elimizdeki kaynaklarda bu hadisi Ebû Hüreyre (r.a.)’in rivayet ettiğini gördük. –Çev.

[2]    Hadisi bizlere nakleden râvînin ismi kitabın aslında olmayıp kaynaklarda araştırıldıktan sonra tarafımızdan konulmuştur. Elimizdeki kaynaklarda Tirmizî bu hadisi Ebû Said el-Hudri’den (r.a.) rivayet etmektedir. -Çev.

[3]    Necm (53): 3-5