yilik ve Takvada Yardımlaşmak - İzin İstemek

24-28. Nasihat

İYİLİK ve TAKVADA YARDIMLAŞMAK GERÇEK KARDEŞLİĞİN SEMBOLÜDÜR 

Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı beştir: Selâm verdiğinde selâmını almak, hastalandığında ziyaret etmek, vefat ettiğinde cenazesini uğurlamak, davet ettiğinde davetine icabet etmek, aksırdığında rahmetle dua etmektir.”

Buhârî, Müslim ve Ebû Davud 

Müslümanın müslüman üzerindeki hakkı çoktur. Bu haklar­dan bazıları, Allah Resûlü’nün (s.a.v.) yukarıdaki hadisinde açıkladığı ve yerine getirilmesini tavsiye ettiği beş haktır.

Bu beş hakkı kısaca açıklayalım: 

Selâmı Almak

Bilakis selâmı yaymak ve yaygınlaştırmak.

Sevgili gençler...

Çünkü, Allah Resûlü (s.a.v.) bir başka hadis-i şerîfinde şöyle buyurmaktadır:

“Yemek yediriniz, selâmı yayınız, insanlar uyurlarken gece namaz kılınız; selâmetle cennete giresiniz.”

Allah-u Teâlâ da Kur’an’ında bakın şöyle buyurmaktadır:

“Bir selâm ile selâmlandığınız zaman siz de ondan daha gü­zeli ile o selâmı alın; yahut aynı ile karşılık verin.”[1]

“Orada birbirlerine esenlik dilekleri ise ‘selâm’dır.”[2]

Pek çok İslam ülkesinde, müslüman bireyin şahsiyetini ve hatta genel sosyal yapıyı sarsan, sıkıntıya sokan işlerden bir ta­nesi de, müslümanların hem biçim hem anlam olarak gayr-i müslim milletlerin selâmını benimsemiş olmalarıdır. Müslüman halklar selâmlaşırlarken, ‘bonjour’ ve ‘bonsuar’,[3] ‘günaydın’ ve ‘tünaydın’[4]... ya da ‘iyi günler’, ‘iyi akşamlar’, ‘iyi sabahlar’, ‘hayırlı akşamlar’, ‘hayırlı sabahlar’... diyorlar.[5] İslam’ın saygın selâmı ‘es-selâmü aleyküm ve rahmetûllahi’ sözünü unutmuşlar, çok ender kullanıyorlar.

Selâmı yaymak, herkese selâm vermekle gerçekleşir. Zira herkese selâm vermek, davranış edebine ve dostça ilişkiler ku­rup tanışık olma prensibine bağlılığın bir gereğidir.

Sevgili gençler...

Sizler bu edebi ve prensibi yerine getirmeye en layık, en uygun müslümanlarsınız. Çünkü sizler, henüz sosyal hayâtın başlangıcındasınız. Küçüklüğünüzden itibaren kendinizi bu edeb ve prensibe alıştırır ve birbirinize selâm verip alırsanız... gönül ve ruhlarınız peygamberî edebin ışıltılarıyla büyür, yetişkin birer insan olursunuz.

Hastayı Ziyaret Etmek

Hasta ziyareti, bir çeşit tesellidir; bireyler arasında sosyal bağları sağlamlaştırır ve dostça ilişkileri güçlendirir. Zira Pey­gamberimiz’in (s.a.v.) bir başka hadis-i şerîfinde haber verdiği gibi “Müslüman müslüman için, birbirine kenetlenip destek ve­ren müstahkem bir binanın tuğlaları gibidir.”

İşte bu peygamberî edeb ve yüce tâlimat, küçük yaşlardan itibaren çocuklarımızın vicdanlarına nüfuz edip orada yer edine­bilirse, geçen zamanla birlikte orada iyice yerleşecek, derinlere kök salarak büsbütün sağlamlaşacaktır. Kökleri, tertemiz besini emerek iyice beslenecektir. Gövde ve dalları güçlenip sertleşe­cek, artık ona hiçbir rüzgar zarar veremeyecek ve hiçbir fırtına onu yerinden sarsamayacaktır.

Beraber ilim meclislerine gittiğimiz arkadaşlarımızdan ya da okulda birlikte olduğumuz sınıf arkadaşlarımızdan bir tanesi hastalanarak, ilim meclislerinden ve derslerden kesilmiş, bir sü­redir ortalıkta görünmemektedir. Öncelikle yapmamız gereken şey, ondan haber almaya çalışmaktadır. Sonra da ziyaret et­mek... Ziyaretimiz, onun üzerinde öyle olumlu, öyle güzel etki ve duygular bırakacaktır ki, belki de bu ziyaretimiz, hasta arkada­şımızın üzerinde birtakım psikolojik etkiler yapacak ve bu da hastanın iyileşmesini hızlandırıp tekrar eski sağlığına kavuşma­sını sağlayacaktır. 

Cenazeyi Uğurlamak

Bazı insanlar, çocukların cenazelerde hazır bulunmamalarını gerektiren bir masumiyet ve yaşama arzusu taşıdıklarına inanır­lar. Bazıları da, çocukların cenazelerde hazır bulunmaları engel­lenmeli, der.

Biz böyle düşünmüyoruz. Çünkü, ölüm her gün yaşadığımız ve tanık olduğumuz bir hak ve hakikattir. Çocukların cenazede hazır bulunmalarının, onu kabre kadar uğurlamalarının ve aynı şekilde bizzat defin işlemini izlemelerinin hiçbir zararı yoktur. Zira küçük yaşta bu hakikati kavramak, çocuğu bu hakikatle yoğuracak ve dolayısıyla çocuk sürekli olarak bu duygu ve bi­linci içinde taşıyacaktır.

Ayrıca cenazeyi uğurlamak, çocukta her davranışını kontrol eden daimi bir iç denetim mekanizması kuracaktır. Bütün hal, hareket ve davranışlarında bu korkuyu, Allah’ın sorgulamasın­dan ve azap etmesinden duyduğu korkuyu beraberinde taşıya­caktır.

Aynı şekilde çocuk, bedenin toprak altına terkedilişini bizzat gözleriyle izleyecektir. Görecektir ki, bütün dünya onu orada kendi haline terketmekte; malı, çocukları ve hanımı, onu hayâta bağlayan her şeyi ondan uzaklaşmaktadır.

Cenazeyi uğurlamak sadece erkeklere özgü bir davranıştır. Hanımların, ister küçük olsunlar ister büyük, cenazeyi uğurla­maları yasaklanmıştır. Eğer onlar cenazeyi uğurlayacak olurlarsa bu davranışlarından dolayı sevap alamayacakları gibi günaha girerler.[6]

Ayrıca insanın cenazeyi uğurlamayıp, bu amelden dolayı sevab alabilmesi için mutlaka gerekli olan cenaze uğurlama âdâbını en güzel biçimde öğrenmelidir.  

Davete İcabet Etmek

Faydalı ve güzel şeyler anlatılacaksa konferans davetine, dostça ilişkileri pekiştirip yardımlaşmayı sağlayacaksa için yapı­lacak ise ziyaret davetine ve çağrılan düğün ziyafetine icabet etmek. 

Aksırana Dua Etmek

Aksırmak, bronş yollarının açılmasından dolayı meydana gelir. Bu esnada dimağda biriken mikroplar ağız ve burundan dışarı atılır.

Bunu bu şekilde planlayıp düzenleyen ve insanı en güzel bi­çimde yaratan Allah ne yücedir!

Aksırma halinde ve diğer bütün hallerde Allah’a hamd et­mek farzdır.

Aksıran kimse: “elhamdülillah...” der.

(Bu esnada kenara çekilmiştir. Zira Hz. Peygamber bize böyle öğretmiştir.)

Aksıranın bu hamdini duyan kimse de ona: “yerhamükellah...” diye dua eder. Kendisine dua edildiğini du­yan, aksıran kimse de: yehdina’llahu ve yehdiküm ve yuslih baleküm (ya da yağfirullahu lena ve leküm) diye karşı duada bulunur.[7]

Sevgili gençler...

Müslümanın müslüman üzerindeki bu beş hakkını inceledi­ğimiz zaman, bu beş şartın sosyal ahlâkın zirvesinde yer almadı­ğını göreceğiz. Daha önce de söylediğim gibi bunlar müslümanın müslüman üzerindeki haklarından sadece birkaç tanesidir. Hiç şüphesiz bu haklar, insanların alıştığı ve oy birliği ile “protokol” adını verdikleri batıcı kör taklidin çok üstünde ve ondan çok yücedir.

Allah bizi de sizi de taklidin kötülüklerinden korusun, adım­larımızı dosdoğru yoluna doğru yöneltsin. Allah elbet doğru söylemektedir:

“Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur, ona uyun. Başka yollara uymayın. Zira o yol, sizi Allah’ın yolundan ayırır.”[8] 

29. Nasihat

İZİN İSTEMEK, İSLAM’IN ZİYARET ÂDÂBINDANDIR 

Abdullah b. Busr (r.a.) anlatıyor:

Allah Resûlü’nü (s.a.v.) dinledim, şöyle diyordu:

“Ziyaret maksadıyla evlere gittiğinizde kapıyı çalarken kapı­nın önünde durmayın. Bilakis kapının sağında veya solunda durun. Girmek için izin isteyin. İzin verilirse girin, aksi takdirde dönüp gidin.”

Taberani 

Bu yirmi dokuzuncu nasihat, ziyaret âdâbyla ilgili iki noktaya ışık tutmaktadır. Bu nasihat müslüman büyükleri ilgilendirdiği kadar müslüman çocukları da ilgilendirmektedir.

Çünkü alışkanlık, karakter ve ahlâkın yanısıra şahsiyet geli­şiminin de bir parçasıdır. Belli bir, işi küçüklüğünde alışkanlık haline getiren insan, yetişkinliğinde de o şeye bağlı kalmakta, onu yapmayı sürdürmektedir. O alışkanlık, ömrü boyunca, şah­siyetini oluşturan temel karakterinin bir parçası olmuştur.

Ziyaret âdâbıyla ilgili olarak Allah Resûlü’nün (s.a.v.) ziya­retleşmelerimizde uymamızı emrettiği iki noktadan birincisi; gö­rülmesi uygun olmayan... ya da dahası haram olan bir duru­mun ve manzaranın göze çarpmasından korkarak, kapı açıldı­ğında evin içerisinin görüneceği şekilde kapının önünde dur­mamak.

Belki evin hanımı, üzerinde ince bir elbiseyle dolaşıyor ola­bilir. Ya da kollarını ve paçalarını sıvamış olarak bir işe kendini kaptırmış olması da mümkündür. Yahut dağınık bir şekilde bu­lunan ev eşyalarını, mobilyaları temizlemek ve düzgünce yerleş­tirmekle de meşgul olabilir.

Kapı açıldığında evin içerisinin görüneceği şekilde kapının önünde durmak, o çirkin durumu ve ayıbı açığa çıkarmaktadır. Bu ise kesinlikle merduttur, reddedilmiştir.

Bu nedenledir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kapı açıldı­ğında evin içerisinin görüneceği şekilde kapının önünde dur­mamamızı; bilakis bakışları indirmiş bir halde ve hayâ içerisinde, kapının sağında veya solunda durmamızı emretmiştir.

Ziyaret âdâbıyla alakalı olarak Allah Resûlü’nün (s.a.v.) ziya­retleşmelerimizde uymamızı emrettiği ikinci husus ise; eve gir­mek için izin istemektir. Bu ise ya elle kapıya tıklatmak ya da zile basmakla gerçekleşir. Girmek için izin verilirse gireriz, yoksa geri döneriz.

İzin vermek de, kendisine ziyarette bulunduğumuz insanın bize kapıyı açarak ‘buyurunuz, hoş geldiniz’ deyip bizi içeri da­vet etmesiyle gerçekleşmiş olur.

İzin vermemek ise şu şekillerden biri ile gerçekleşir: Edepli bir biçimde özür dilenerek, aranılan kimsenin evde olmadığı, uyuduğu veya başka misafirleri ağırladığı söylenir ya da hiç ses verilmez.

Peki, izin verilip verilmediğini nasıl anlarız?!

Allah Resûlü (s.a.v.) bir diğer hadis-i şerîfinde bunu bize şöyle öğretmektedir: Kapı tıklatılmak ya da zile basılmak sure­tiyle üç kez izin istenilir. Kapı açılmadığı takdirde geri dönülür.

Sevgili gençler...

İşte size, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) erkek ve kadın bütün müslümanlara ziyaretleşme ve izin isteme âdâbıyla ilgili öğüdü. Bu öğüt, yüksek peygamberî edepten bir parçadır.

Andolsun Allah Resûlü’nde bizim için gerçekten çok güzel bir örnek vardır.

Allah’ın selâmı üzerinize olsun.


[1]    Nisâ (4): 86

[2] Yûnus (10): 10

[3]    Bonjuer -Fransızca- : Günaydın, Bonsuar –Fransızca-: Tünaydın –Çev.

[4]    Tünaydın: Akşamları söylenen selâmlama sözü. Günaydın: Daha çok sabahları söyle­nen esenleme sözü.

[5]    Gerçekte “hayırlı akşamlar” ve “hayırlı sabahlar” dua anlamında bir temennidir ki “Allah akşamınızı/sabahınızı hayırlı kılsın” demektir. Ancak bunlar hiçbir zaman İslam’ın selâmının yerini tutmazlar. Bu yüzden İslamî selâmı terk ederek sadece bunlarla yetinmek yanlış bir davranıştır. Güzel olan, İslam’ın saygın selâmı olan “es-selâmü aleyküm ve rahmetullahi” selâmdan sonra gerekirse –bunları- söylemektir. –Çev.

[6]    Ümmü Atiyye (r.a.) anlatıyor: “Biz kadınlar cenazeleri uğurlamaktan men edildik. Ne var ki bize haram kılınmadı.” (Buhârî) –Çev.

[7]    Elhamdülillah: Hamd Allah’adır. Yerhamükellah: Allah sana rahmet etsin. Yehdinallahu ve yehdikümullah ve yuslih baleküm: Allah bizi de sizi de hidayetinden ayırmasın ve işlerinizi yoluna koysun. Yağfirullahu lena ve leküm: Allah bizi de sizi de ba­ğışlasın.

[8]    En’âm (6): 153