aya İmandansır - Güzel Ahlak

21. Nasihat

HAYÂ İMANDANDIR 

Hz. Ömer’in oğlu Abdullah (r.a.) anlatıyor:

“Bir gün Alah Resûlü (s.a.v.) Ensar’dan bir adamın yanından geçiyordu. Bu adam, bir din kardeşini hayâ etmekten men ediyordu. Allah Resûlü (s.a.v.) ona dönerek:

–Ona ilişme, zira hayâ imandandır! buyurdu.

Buhârî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî, Nesaî ve İbn Mâce 

Yine rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün Hz. Aişe’nin (r.a.)evinde istirahat ediyordu. Hz. Ebû Bekir (r.a.)girmek için izin istedi, izin verildi. Allah Resûlü (s.a.v.) bu sırada arkasını bir şeye yaslamış oturuyordu. İnciklerinin[1] bir bölümü açılmıştı.

Ardından Hz. Ömer (r.a.) girmek için izin istedi, ona da izin verildi. Ancak Allah Resûlü (s.a.v.) istifini hiç bozmadı.

Biraz sonra Hz. Osman (r.a.) geldi, girmek için izin istedi. Ona da izin verildi. Fakat Allah Resûlü (s.a.v.) bu kez oturduğu yerde derhal doğruldu, kendine çeki düzen verdi.

Gelenler gidince Hz. Aişe (r.a.) Allah Resûlü’ne (s.a.v.) bu davranışının sebebini sordu. Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle cevap verdi:

“Kendisinden meleklerin bile utandığı bir kimseden ben utanmayayım mı?!”

Sevgili gençler...

Her ne kadar bu olay Hz. Osman hakkında bir menkıb[2] gibi görünse de, gerçekte O’nun hayâ ahlâkını gözler önüne sermektedir.

Hz. Osman’ı ‘çok utangaç, çok iffetli... diye niteleyen yine bizzat Hz. Peygamber’in (s.a.v.) kendisidir. Ama elbette Hz. Peygamber, hayâ vasfında çok daha ileri bir derece ve makamdadır.

Sevgili gençler...

Saygı, şefkat, nezaket, güleryüzlülük ve alçakgönüllülük bakımlarından hayâ, insandaki ahlâkın doruk noktasıdır.

Hayâ ancak şu üç şeyle; söz, bakış ve davranışla ortaya çıkar.

• Söz...

Hayâlı söz; müstehcenlik, çirkinlik ve aşağılıktan uzak, iffetli, onurlu, her türlü ilişkilerde inci taneleri gibi uyumlu, düzgün ve güzel sözdür.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) : “Güzel söz sadakadır..” demedi mi?!

Ne gariptir ki kimi ailelerin, daha konuşmaya başlar başlamaz çocuklarına ilk öğrettikleri söz, küfür literatüründen özenle seçilmiş çirkin sözleridir. Çocuklarının küfürlü konuşmaları, aileleri memnun ediyor, onlar bununla sevinç duyuyorlar. Kahkahalar atıyorlar. Bu çocukların hayâ üzerine eğitilmeleri nasıl mümkün olacaktır?!

• Bakışlar...

Zira gözü haramdan ve rahatsızlık veren her görüntüden sakınmak hayâ ahlâkındandır.

Rivayet edilmektedir ki; Allah Resûlü (s.a.v.) Antere b. Şeddad el-Absi’nin:

İndiririm görünce komşumu karşımda bakışlarımı

Girinceye değin evine yeniden komşumun kadını.

Şeklindeki şiirini duyunca şöyle buyurmuştur:

“Ben Antere dışında, bana vasıfları anlatılan hiçbir Arap gencini görmeyi arzu etmedim.”

Bu sözüyle Hz. Peygamber (s.a.v.) hayânın faziletine dair beğenisini açığa vurarak onun sahâbesinin ve tüm müslüman-ların gönüllerinde olması gereken değerini göstermek istemiştir.

Sizler öyle durumlarla karşı karşıya kalacaksınız ki, bu durumlar karşısında siz bakışlarınızı indirmek, başınızı çevirmek zorunda kalacaksınız gerektirecektir. Böylesi durumlar yaşadığımız çağda ne kadar çoktur!.

Kendisiyle çocukluğunuzu ve gençliğinizi süsleyeceğiniz ve hem kendiniz hem de toplumunuz doğru yolu bulsun diye vicdanlarınızın derinliklerinde kökleştireceğiniz hayâ ahlâkına olan ihtiyacınız ne kadar da fazladır!.

• Davranış...

Bu ise ancak bedenin organlarıyla gerçekleşir.

Hareket, davranışın yönü ve adresidir. Gidişat ve davranış hakkında  haber verir. Hareket, iç denetim ve vicdan kontrolünden uzak olduğunda bir sağa bir sola yalpalar ve... zararlı olur.

Aileyle, tanıdıklarla ve bütün insanlarla olan ilişkilerde hareketin durumu budur. 

Sevgili gençler...

Elbet, siz de biliyorsunuz ki hayâ, kişinin kendi şahsından başlayarak basamak basamak diğer insanlara uzanır. Aynı şekilde yine çok iyi biliyorsunuz ki gönlünüzde taşıdığınız derin Allah inancı, adım adım her yerde her an sizinle birliktedir.

Yalnız başınıza kaldığınız kimi zamanlarda hayâ edebini aşan birtakım davranış ve eylemlerde bulunabilirsiniz. Ancak o çirkin işi yaptığınız esnada yalnız başınıza olduğunuzu zannetmeniz, saçma bir düşünceden başka birşey değildir! Zira siz her an Allah ile berabersiniz... Bilesiniz ki Allah, yalnız kaldığınız zamanlarda bile kendisinden utanılmaya en layık ve uygun olanıdır. Yanınızda hiç kimsenin bulunmadığı bir zamanda bile hayâ edebine aykırı o çirkin davranışı yapamamışken insanlar içinde nasıl yaparsınız?!

Söz buraya gelmişken, doğru sözlü ve güvenilir Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hadisine tekrar kulak veriyor ve O’nun: “Hayâ imandandır!” öğüdünü hatırlıyoruz. Hatırlatma, ancak akıl sahibi olan, düşünen ve bütün kalbi ile kulak veren insanlaradır.

Bütün kalbinizle bu peygamberî öğüde kulak vereceğinizi ümit ediyorum. 

22. Nasihat

GÜZEL AHLÂK, OLGUN İMANIN GÖSTERGESİDİR 

Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor:

Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“İmanca mü’minlerin en olgunu, ahlâkı en güzel olan ve ailesine en yumuşak davranandır.”

Tirmizî ve Hakim 

Ahlâk...

Pek çok biçimi ve bölümü vardır.

Yaşantıyı ilgilendiren hiçbir alan veya davranışa ilişkin saha olmasın ki, orada ahlâktan söz edilmesin. Ahlâk derinleşip kök salmış ve iyice yerleşmiş ise, birey ve toplumu sağlam, sabit, dosdoğru bir karakter üzerine kurar. Ama zayıflamış, yavaş yavaş çözülmeye ve dejenere olmaya yüz tutmuş ise, birey ve toplumu dönüşü olmayan bir sona yuvarlar.

Hikmet ehlinin öyle sözleri var ki, ne yazık ki çokça tekrarlanmaktan ve olur olmaz yerlerde delil olarak öne sürülmesinden dolayı etkisini kaybetmiş, değerlerin ulvi dünyasından donuk harflerin alçak zeminine düşmüştür.

Bu güzel sözlerden birisi de Hafız İbrahim’in aşağıdaki şiiridir.

Bir millet ancak ahlâkı ile ayakta kalır

Ahlâkı çökmüş bir millet ergeç yıkılır.

Bu şiiri güzel bir yazı halinde yaldızlı bir çerçeve içinde asılı olarak pek çok yerde görmüşüzdür. Ama ne yazık ki sadece bulunduğu mekanı süslesin diye asılmıştır!

Bu şiiri görürüz, okuruz, sonra geçip gideriz. Gönlümüzde ne bir etkileşim meydana getirir ne de bir tepkime.[3]

Hakikat şu ki, milletlerin varlıklarını devam ettirebilmeleri ve ilerleyebilmeleri, hiç şüphesiz ahlâk ile paralellik arzetmektedir.

Tarihi derinlemesine inceleyip milletlerin hayâtlarına inceden inceye vâkıf olan, onların yaşantılarının özüne ve görünen dünyalarına nüfuz etmiş insanlar çok iyi bilirler ki, tarihten silinmiş milletler önce güç, egemenlik ve saltanatlarını; ardından da kalıcılık ve devamlılıklarını ziyan etmişlerdir. Bunların sebebi ise ahlâkî çözülme ve İslam dini dairesi dışına çıkmaktan, sapmaktan başka birşey değildir.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bu nasihatında bize iki şeyi öğretiyor. Bunlardan biri genel, diğeri de özel karakterdedir.

• Genel olan şudur: Genel çerçevesiyle, geniş anlamıyla güzel ahlâk... Hz. Peygamber (s.a.v.) güzel ahlâkı mü’min insanın kalbindeki imanın olgunluk ve mükemmelliğine bağlamıştır. İmanca mü’minlerin en olgunu ahlâkı en güzel olanıdır.

Sevgili gençler...

Hiç kuşkusuz bu durum, müslümanın inancına göre, dünya hayâtı ile ahiret hayâtı arasında var olan kopmaz bağlantının bir tezâhürüdür. Bu iki hayâtı birbirinden koparmak, ayırmak asla mümkün değildir. Bu bağlantı nedeniyledir ki ne dünya hayâtında bir zarara uğramak söz konusudur ne de ahiret hayâtında...  Ne çökme, ne dağılma, ne yokolma ve ne de cehennem. Doğrusu cehennem ne kötü sondur...

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

“Kıyamet günü meclisce bana en yakın olacak olanlarınız, ahlâkı en güzel olanlarınızdır.”

Dünya kazancı olan mutlu ve onurlu bir yaşam da, ahiret kazancı olan Hz. Muhammed’e (s.a.v.) yakın olmak da güzel ahlâklı olmayı zorunlu kılıyor.

Bize kaça mal olur?! (Ticaret dili ile anlatım). Hiçbir şeye!!

Tüccar, insanlarla olan ticaretinde zaman zaman zarar edebilir; ama Allah ile yapılan bir ticarette asla kesada uğramak yoktur.

• Özel olan da şudur:  Aileye ve akrabaya yumuşak, nazik davranmak iyi muamelede bulunmaktır. Aşağıdaki hadis-i şerîf  de bu anlamı pekiştirir:

“Sizin en iyiniz, ailesine ve akrabalarına en iyi davrananınızdır. Ben kendi aileme ve akrabalarıma hepinizden daha iyi davranıyorum.”

Anne babaya, kardeşler ve akrabalara iyi davranmanın vesile ve yolları elbette bir taneyle sınırlı değildir.

Onları dinleyip isteklerini yerine getirmek, onlara karşı saygılı olmak, hürmet etmek, nazik davranmak gibi yol ve vesilelerle iyi birer evlat olun; siz kazanıp siz kârlı çıkarsınız. Allah sizi en güzel şekilde gözetsin ve korusun. 

23. Nasihat

İSLAM YUMUŞAKLIK DİNİDİR

Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor:

Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Allah yumuşak huylu ve naziktir. Bütün işlerde yumuşaklık ve nezaketi sever.”

Buhârî ve Müslim

Bir önceki hadis-i şerîfte yer alan aile ve akrabaya yumuşak davranma ahlâkını ele almıştık. Bu hadis-i şerîfte ise, bir derece daha ileri giderek, bütün işlerde yumuşak ve nazik olma vasfını anlatacağız.

Bütün işlerde yumuşak ve nazik olmak niçin?!

Çünkü Allah yumuşak huylu ve naziktir.

Yumuşaklık; nezaket, şefkat ve acıma duygularından kaynaklanır.

Çünkü Allah-u Teâlâ, en yüce nazik dosttur. Bunu yüce Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) bize böyle öğretmiştir.

Nasihatın özünden uzaklaşmak ya da sözü çok fazla uzatarak hedefinden sapmak istemiyorum.

Çünkü Allah yumuşak huylu ve naziktir. Bundan dolayı her işimizde ve her halimizde bize kolaylık gösterir, hoşgörü ile davranır. Himayesi bizi dört bir yandan sarar, şefkat ve merhameti bizi çepeçevre kuşatır. Varlık âlemindeki en küçük atomdan, sonsuz kainata ve ezelden ebede kadar içine alır bizi kuşatır.

Bu yüzden... kendimize, diğer insanlara, eşyaya ve hayvanlara kolaylık gösterip yumuşak davranmamız ve nâzik olmamız farzdır.

Bütün hal ve hareketlerimizde, bütün işlerimizde kendimize karşı yumuşak ve nazik davranırız. Zira Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükler ve ancak onunla yükümlü tutarız.”[4]

Irkı rengi ve yaşı ne olursa olsun bütün insanlara yumuşak ve nazik davranırız.

Allah’ın bizim için, yaşantımızı kolaylaştırsın diye yarattığı eşyaya da yumuşak ve nazik davranırız.

Aynı şekilde hayvanlara da...

Yumuşaklık ve nezaketi Allah’ın Kitab’ında bizim için koyduğu prensipler ve kriterler çerçevesinde ve sevgili Peygamberimiz’in (s.a.v.) sünneti doğrultusunda belirler ve bir disipline bağlarız. Bu konuda en küçük bir ifrat ve tefrit, aşırılık ve gevşeklik göstermeyiz. Her işimizde ve davranışımızda akıl ve mantığı hakem yapar, bunların gösterdiği doğrultuda hareket ederiz.


[1]    İncik: Bacağın diz kapağından topuğa kadar olan bölümü. –Çev.

[2]    Menkıbe: Din büyüklerinin veya tarihe geçmiş ünlü kimselerin yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili hikaye. –Çev.

[3]    Tepkime: Etkisini aldığı şeye karşı etkide bulunmak. –Çev.

[4]    En’âm (6): 152