nne Baba Hakkı - İslami Şahsiyet

16. Nasihat

ANNE BABAYA İYİLİKTE BULUNMAK CİHAD HÜKMÜNDEDİR 

Abdullah b. Amr b. As (r.a.) anlatıyor:

“Bir adam Hz. Peygamber’e (s.a.v.) gelerek cihada katılmak için kendisinden izin istedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) ona:

–Annen baban sağ mı? diye sordu. Adam:

–Evet sağdırlar, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) adama:

–Öyleyse onların rızasını kazanma uğrunda cihad et! buyurdu.

Buhârî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî ve Nesaî 

İslam dinine göre cihad, menzillerin sonu ve arzuların en önde gelenidir.

Çünkü mü’min cihadı neticesinde iki güzellikten birini elde eder: Ya zafere kavuşur ya da şehid olur...

Düşmanlara galip gelip zafer elde ederek İslam sancağını yükseltmek ve yeryüzünde Allah’ın dinini hâkim kılmak ya da bu uğurda şehid olmak...

Şehidler için cennette, peygamberler sıddîklerin mertebesinden hemen sonra gelen ve pek çok insanın kıskandığı bir mertebe ve makam vardır. Şehidler bile şehâdet makamının yüceliğinden dolayı dünyaya tekrar gönderilmeyi, orada Allah için savaşıp tekrar şehid olmayı çok fazla arzularlar. Doğru sözlü, güvenilir Peygamber Muhammed (s.a.v.) bize bu şekilde bildirmiştir.

Her konuda önde gelen öncü nesil sahâbe, Allah’ın dinini savunmak, İslam’a zarar vermek isteyen müşriklerin kökünü kazımak için cihad meydanlarına koşuyorlar ve savaşçı birliklerin saflarına tereddüt etmeden katılıyorlardı.

Yaşı küçük sahâbîlerin halleri de aynıydı. Cihada katılmak isteyen topluluğun içinde, büyüklerinin hemen yanında duruyorlardı. Savaşa katılacak sahâbenin arasında, savaşçı olmak, savaşabilecek yaşta göstermek için ayak parmaklarının uçlarına basıyorlar ve böylece kendilerini uzun boylu göstermeye çalışıyorlardı.

Örneğin, Semre b. Cündeb adlı genç sahâbî böyle yapanlardan sadece biriydi. Yaşının küçük olması nedeniyle Hz. Peygamber’in (s.a.v.) kendisini geri çevirmesinden korktuğu için parmak uçlarına basarak boyunu olduğundan uzun göstermeye çalışmıştı. Bununla da yetinmeyerek, yeterlilik ve gücünü ispat etmek için akranı olan bir başka genç ile güreşe tutuşmuştu.

Cihad bu...

Allah Resûlü (s.a.v.) cihadı, anne babanın nafakası için çalışmak ve onların rızasını kazanma uğrunda çabalamak ile bir tutmuş. Cihada katılmak için izin isteyen adama:

–Annen baban sağ mı? diye sormuştu. Adam:

–Evet, sağdırlar, cevabını verince bu kez ona:

–Öyleyse onların rızasını kazanma uğrunda cihad et! buyurmuştu.

Hz. Peygamber (s.a.v.) cihada katılmak için kendisinden izin isteyen adama yine cihad sözcüğünü kullanarak cevap verdi. Örneğin, ‘Onlar için çalışıp kazan’ ya da ‘onları koru, gözet’ yahut ‘onların işlerini idare edip yürüt’ gibi bir söz kullanmadı. Bilakis bu sözlerin yerine ‘Öyleyse onların rızasını kazanma uğrunda cihad et!’ dedi.

Allah Resûlü (s.a.v.) bu sözüyle, anne babanın –özellikle de iyice ihtiyarlayıp işten güçten kesildiklerinde– işlerini görüp yürütmenin ne derece önemli ve saygın bir davranış olduğunu anlatıyordu.

Sevgili gençler...

Hiç şüphesiz anne babalar, ciğerpareleri olan çocuklarını ilim ve ahlâk sahibi kılmak, onlara rahat bir yaşamı sağlaya bilmek için ellerinden gelen hiçbir çabayı esirgemezler. Çocukları için hayâtın acılarına, her türlü sıkıntılarına göğüs gererler, katlanırlar.

En azından, bize ikram ettikleri ya da bizim için yaptıkları fedakarlıkların basit de olsa bir bölümünün bedelini ödeyebiliriz. Bir gün bizim de aynı ömür merhalesinden geçeceğimizi ve aynı durumlara düşeceğimizi aklımızdan hiç çıkarmayalım.

Hikaye olunur ki;

Bir ihtiyar adamcağız vardı. Elleri ve ayakları titriyordu. Bir gün sofrada yemek yerlerken tabağını elinden düşürdü ve tabak kırıldı. İçindekiler sofranın üzerine döküldü. Evin gelini bu duruma çok sinirlendi ve bundan sonra yemeğini mutfakta yalnız başına ve tahta bir tabaktan yemesi gerektiğini ihtiyara öfkeyle söyledi.

İhtiyar adam bir gün bu şekilde yalnız başına mutfakta yemeğini yerken, kendisini çok seven ve onunla oturmaya alışmış olan küçük torunu yanına geldi. Dedesine niçin bu şekilde ezilip büzülerek mutfakta, evin bir köşesinde, tek başına yemek yediğini sordu. İhtiyar dede, torununu kucağına aldı, poposuna hafif hafif vurarak pışpışlamaya başladı.[1] Bir yandan da torununa bunun ihtiyarlığından dolayı böyle olduğunu anlatıyordu.

Küçük çocuk derhal dedesinin kucağından kalktı. Bir tahta parçası alarak onunla bir şey yapmak istermişcesine keserle yontmaya başladı. Bu durumu gören annesi ne yaptığını sordu. Çocuk derhal cevap verdi:

–İki tahta tabak yapacağım. İhtiyarlayınca kullanasınız diye, birisi senin diğeri de babam için...

Kadın kendinden utandı. Artık tekrar eskisi gibi ihtiyar dedeye saygılı davranmaya, ona karşı sevecen olmaya ve onunla iyi geçinmeye başladı. 

17. Nasihat

İSLAMÎ ŞAHSİYET, HER TÜRLÜ DURUMDA OLUMLU VE YAPICI ROL OYNAR 

Huzeyfe b. el-Yeman (r.a.)anlatıyor:

Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Biz insanlarla beraberiz. İnsanlar iyilik yaparlarsa biz de iyilik yaparız, onlar kötülük yaparlarsa biz de kötülük yaparız, diyen düşünce yoksunu, kararsız, zayıf karakterli insanlar olmayınız. Aksine nefsinizi iyilikte sabit tutunuz da insanlar iyilik yaptıklarında siz de iyilik yapın, kötülük yaptıklarında zulme yer vermeyiniz.”

Bir başka rivayette ise son bölüm şu şekildedir:

“Kötülük yaptıklarında kötülüklerinden uzak durunuz.”

Tirmizî 

Muhterem hocamız Prof. Dr. Muhammed Gazali bu konuda şu açıklamaları yapmıştır:

“Zayıf insan; toplumdaki yaygın geleneğin kendisine baskın geldiği ve bütün amellerine tahakküm ettiği insanlardır. Hatta bu gelenek onu dünya ve onun ahirette sıkıntılara soksa bile bu böyledir.”

İnsanlar sevinç ve üzüntülerini ortaya koyarlarken çeşitli bid’atler uydurdular. Dinin bizzat kendi gerçeklerine sarıldıklarından daha sıkı bir biçimde bu bid’atlere sarıldılar.

Ama gerçek mü’min, Allah’ın dininde herhangi bir dayanağı olmayan şeyleri önemsemez. O, bu örf ve geleneklere cesurca karşı  koyduğu için ileride pek çok sıkıntı, meşakkat ve inkarla karşılaşacaktır. Ne var ki, Allah’ın dinini yaşama hususunda kendisini kınayan insanların kınamalarından endişe etmek ve korku duymak ona yakışmaz. Ona yakışan; eleştirilerin şiddet ve katılığına, ağır sözlere aldırmaksızın hedefine doğru yol almaktır.

Bir dönem insanlar nezdinde revaçta ve değerli olup da, ardından güçlü mü’minlerin başını ezdikleri bâtıl,[2] taraftarları ne kadar çok olursa olsun varlığını uzun süre devam ettiremez. Günümüzde, bâtıl uğrunda mücadele veren nice insan sonradan mü’minlerden doğruyu öğrenerek İslam’ın saflarına katılmaktadır.

İbn-i Abbas (r.a.)anlatıyor:

Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Her kim insanları hoşnut etmek pahasına Allah’ı kızdırırsa, Allah ona hem kendi öfkesini indirir, hem de Allah’ı kızdırmak pahasına hoşnut ettiği insanların öfkesini üzerine çeker. Her kim de insanları kızdırmak pahasına Allah’ı hoşnut ederse, Allah ondan hem kendisi hoşnut olur, hem de Allah’ı hoşnut etmek pahasına kızdırdığı insanları ondan hoşnut eder. Hatta o insanın hem kendini, hem sözünü, hem de amelini kendisine kızan o insanların gözüne güzel gösterir.”[3]

Müslüman kesin olarak iman ettiği şeyler üzerinde sebat etmelidir. Câhil insanların örf ve geleneğine aykırı olarak, kendisi için Allah’ın hoşnut olacağını umduğu bir yaşam modeli belirlediği zaman insanların alay ve inkarlarını asla önemsememelidir.

Madem ki asılsız şeylere olan iman, birtakım müntesiplerini mü’minlerle alay etmeye ve öfkeyle üzerlerine hücum etmeye kadar götürebilmektedir; o halde İslam dinine olan imanda, mü’minleri, yerinde sabit duran ulu dağlar gibi güçlü kılmalıdır:

“Seni gördükleri zaman ‘Bu mu Allah’ın peygamber olarak gönderdiği?’ diye hep seni alaya alıyorlar. ‘Şayet tanrılarımıza sebat göstermeseydik, gerçekten bizi neredeyse tanrılarımızdan saptıracaktı!’ diyorlar. Azabı gördükleri zaman kimin yolunun sapık olduğunu bilecekler!”[4]

Sevgili genç...

Evet... artık müslüman, İslamî şahsiyetindeki gücünün ve gönlündeki iman şaheserinin bilincinde olmalıdır. Sahip olduğu bu inancı ve imanı çevresindeki insanlara kabul ettiremiyorsa bile kendisi ulu bir çınar gibi dimdik ayakta kalacak, her yanı sarmış olan çirkinlikler onu beraberinde sürükleyemeyecek, birbirini döven şiddetli dalgalar onu içine çekemeyecektir.

İmanından güç ve izzet alan ve Rabbiyle olan irtibatının, dininde istikamet üzere olmasının kendisine verdiği gücün bilincinde olan bir mü’mine insanlar ne yapabilirler ki?!.

Hepsi birden onun üzerine çullansalar bile, ona asla ne küçük ne de büyük bir zarar veremezler.


[1]    Pışpışlamak: Çocuğu kucakta sallayarak uyutmaya çalışmak. –Çev.

[2]    Bâtıl: Hak ve doğru olmayan. Çürük, temelsiz, boş inanç. Hak ve doğru olmayan inanç, dava, yaşam biçimi. –Çev.

[3]    Taberani

[4]    Furkân (25): 41-42