llerinizi Doğru Kullanın, Önünüzden Yiyin ve Mide

7. Nasihat

ELLERİNİZİ DOĞRU KULLANIN

Hz. Ömer’in oğlu Abdullah (r.a.) anlatıyor:

“Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Sizden hiçbiriniz kesinlikle sol eliyle yemesin ve içmesin. Çünkü şeytan sol eliyle yer ve içer.”

Mûslim, Ebû Davud, Tirmizî ve İmam Malik 

Konuyla ilgili olarak aklıma Hz. Aişe’nin (r.a.) bir sözü geliyor. Hz. Aişe (r.a.)bu sözünde diyor ki:

“Allah Resûlü (s.a.v.) temizlik ve abdestinde sağdan başlamayı severdi.”

Abdest alırken yıkamaya önce sağ organlarından başlar, sonra sol organlarını yıkardı.

Hz. Peygamber (s.a.v.) temizlik ve abdestinde sağdan başladıktan sonra, diğer işlerinde de doğal olarak sağdan başlayacaktır...

Sevgili oğlum,

Çocukların pek azında sol eli ile iş yapma eğilim ve alışkanlığı (solaklık) baskındır. Bu özellikteki çocuklar bir şeyler yer ve içerken, yazı yazarken ve ellerini kullandıkları diğer işlerinde sağ yerine sol ellerini kullanırlar.

Çocukların sol ellerini kullanmaktan sakındırılmaları ve gerektiğinde de ikaz edilmeleri konusunda öncelik sorumluluk –ister anne–baba, ister öğretmen olsunlar– eğitimcilerin üzerine düşüyor.

Eğitimciler bu prensipten gafil olsalar bile sen ondan asla gafil olmayacaksın. Sağ elin başta olmak üzere tüm organlarını ‘organsal misyonlarını’[1] yerine getirmeye alıştıracak, yatkın hale getireceksin.

‘Organsal misyonları’ sözünü basa basa ve tam bir kesinlik ve kararlılıkla söylüyorum... Çünkü bedenimizdeki her bir organın, Allah’ın yaratılıştan kendisine yüklediği fıtri bir vazifesi vardır. Çocuklar üzerinde yapılan araştırmalar ve gözlemler, henüz kavrayışın ilk merhale, kendilerine uzatılan nesneleri sağ elleriyle aldıklarını ve pek az çocuğun böyle bir durumda sol ellerini uzattıklarını ortaya koymaktadır.

 Allah Resûlü’nün (s.a.v.) seni, sol elle iş yaparak şeytanın yolunu izlemekten sakındıran nasihatı ise elbette bütün bu anlattıklarımızın üstünde bir yere sahiptir.

Evet, muhakkak sol elin de bir vazifesi vardır. Bu vazife ise, küçük veya büyük tuvaleti yaptıktan sonra temizlenirken kullanılmaktır...

Sevgili oğlum,

Allah Resûlü’nün (s.a.v.) sünnetine sakın aykırı davranma. Çünkü bu, Allah’ın seçkin ve mükemmel olan kullarının sünneti (yaşama biçimi)dir. 

8. Nasihat

ÖNÜNÜZDEN YİYİN 

İbn Abbas (r.a.) anlatıyor:

“Bereket, yemeğin ortasına iner. Bundan dolayı yemeği kenarından yiyiniz, ortasından yemeyiniz.”

Ebû Davud, Tirmizî, Nesaî, İbn Mâce

 

Amr b. Ebû Seleme (r.a.)ise şöyle anlatıyor:

“Ben Allah Resûlü’nün (s.a.v.) terbiye ve himayesinde olan genç bir çocuktum. Elim yemek tabağının her tarafına uzanıyordu. Bu durumumu gören Allah Resûlü (s.a.v.) bana:

–Ey çocuk!.. Allah’ın adını an (besmele çek), sağ elinle ve sana yakın yerden, önünden ye! buyurdu.”

Bereket ve edep... Mübarek peygamberî nasihatın belirgin iki teması.

Bereket nedir? Ne anlama gelmektedir?.

Bereket, Allah’ın mü’min kulları üzerine inen bir rahmettir. Onların duyu ve duygularına uğrayarak, oradan vicdanlarının en derin noktalarına nüfuz eder. Böylece Allah’ın rahmetine muhatab olan bu  insanlar, gözleriyle görmeden önce basiretleriyle görürler, kulaklarıyla işitmeden önce kalplerinin titrek çarpıntılarıyla işitirler, dilleriyle tad almadan önce gönülleri ve ruhları ile tad ve haz alırlar.

Bereketin Allah katından bir rahmet olduğunu Allah Resûlü’nün (s.a.v.) geçen konuşmasındaki ‘iner’ sözünden anlamaktayız. Çünkü ‘inmek’ ancak yüksek bir yerden olur... ‘Yükseklik’ ise peygamberî örfte sadece İlahî Zât’a mahsustur!..

Bereket, nesnelerde ve somut şeylerde duyumsanamayan bir anlamdır. Bu bakımdan bereket, ruhun gıdasıdır. Ama Allah’a iman eden ve Allah ile irtibat halinde olan ruhun...

Yiyip içmeden hemen önce ve girişilen her işin başında Allah’ın adını anmak (besmele çekmek), o şeyin bereketini çoğaltacak ve hayrını arttırıp şerrini önleyecektir.

Bu durumu Allah’ın sevgili Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle açıklamıştır:

“(Bismillahirrahmanirrahim) ile başlamayan her iş noksandır.” Yâni eksiktir. Burada eksiklik, o işten bereketin kalkmasıdır.

Hz. Peygamber (s.a.v.) bir başka hadisinde ise şöyle buyurmaktadır:

“Mü’min bir tek mideyle, şeytan ise yedi tane mideyle yer.”

Niçin?!

Çünkü müslüman, yemeğine Allah’ın adını anarak başlar böylece o yemeğe hemen bereket iniverir. Ruh ve beden bakımından disipline olarak kontrol altına girer. Böylece az bir yemekle doyarak kendini çok yemenin getireceği zararlardan korur.

Ama diğerleri...

Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) onları şeytana benzetmektedir. Onlar bereketin izlerini ve etkilerini asla göremez ve hissedemezler. Bundan dolayı onlar, yemeğe doymak bilmeyen oburlar gibi düşkünce ve müsrifçe atılırlar; ne yemekle karınları doyar ne de suya kanarlar. Sanki her birinin yedi tane midesi vardır.

Sofranın temizlik ve düzenini muhafaza etmek için kişinin aşırıya kaçmadan ve başkalarını incitmeksizin kendi önünden, tabağın kendine en yakın yerinden yemesi yemek âdâbındandır.

Sevgili gençler...

İslam, yaşamın açığa çıkan her manzara, şekillenen her görüntü ve meydana gelen her hareketinde bireysel ve toplumsal insanî ahlâka (âdâba) son derece önem verir ve özen gösterir.

Batı dünyası ‘protokol’ (yeme, içme, konuşma, oturma, kalkma, girme, çıkma, karşılıklı görüşme...vs. âdâbı) diye isimlendirdikleri bu âdâbı daha yeni tanımış ve bütün bu işler için esas ve prensipler koymuştur.

Fakat bu esas ve prensiplerin –istisnasız– tamamı, İslam ahlâkı (edebi) karşısında utanılacak bir duruma düşmekte ve eksik kalmakta; İslam ahlâkının ayakları dibinde süprüntü gibi dolaşarak günden güne gücünü ve etkisini kaybederek yok olmaktadır. Zira Batı’nın tanıdığı bu protokol, iftira yalan ve utanılacak birçok şeyle, İslam âdâbının gelişinden asırlar ve nesiller sonra iftira, yalan ve utanılacak birçok şeyle ortaya çıkmıştır.

İslam’dan başka bir dinin veya günümüzde –ya da geçmişte– mevcut olan başka bir toplumsal disiplinin, sistemin ve ideolojinin, İslam’daki gibi -insanın tuvalete giriş ve çıkışını dahi düzenleyen ve onu kontrol eden- âdâp kuralları koyduğunu bilmiyorum. İnşaallah, bu konuyu ileriki sayfalarda tekrar ele alacağız.

Sevgili genç...

Peygamberî nasihatın maksadının ne olduğunu kavrayıp, hedeflerinin sırrına erdin mi? Umulur ki peygamberi maksadı kavrayıp hedeflerin dahi sırrına erersin de Allah böylece seni dosdoğru yoluna ulaştırır.

9. Nasihat

DOLDURULAN EN KÖTÜ KAP : MİDE 

Mikdam b. Ma’dikerib (r.a.) anlatıyor:

Allah Resûlü’nü (s.a.v.) şöyle derken dinledim:

“İnsanoğlu, midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır. Bir kaç lokma belini dik tutmaya yeter. Eğer mutlaka midesini dolduracaksa, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içmeye ayırsın ve diğer üçte birini de nefes alıp vermek için boş bıraksın.”

Tirmizî, İbn Mâce ve İbn Hibban 

Sevgili genç...

Bu nasihat seninle doğrudan ilgilidir. Kaldı ki bu nasihatı öncelikle uygulamaya layık tek insan da sensin. Çünkü insan, çocukluk ve gençlik dönemlerinde ‘bedensel’ olgunlaşmanın başlangıcında olur. Yâni bedenin iç ve dış organları gelişimini tamamlayıp olgunlaşmak, yerli yerinde düzgün olmak, kuvvetlenmek ve çevikleşmek için belirli bir beslenme programına ihtiyaç duyar.

Beslenmede aşırıya kaçan veya çok fazla ihmalkar davranarak kendini zayıflıkla karşı karşıya bırakırsan, bunun etkilerini çok küçük yaşlardan itibaren görürsün. Sana hastalıklar, ağrılar ve rahatsızlıklar musallat olur. Ayrıca bütün bunların, duygu ve düşünce üzerinde de kötü etkileri bulunmaktadır. Aynı şekilde bu olumsuz etkilerin kalıtım yoluyla aile çevresinde de meydana çıkması söz konusudur.

Erken yaşlardan itibaren önlem ve tedbirini alırsan, bu kötü etkilerden ve bunların neden olacağı hastalık, ağrı ve rahatsızlıklardan korunur, sıhhatli olursun. Beden ve akıl sağlığını korur, aile çevrende afiyet üzere yaşamını sürdürürsün. 

Hz. Peygamberin bu uyarı ve sakındırması mideye dâirdir. Çünkü mide hastalık yuvasıdır.

Mide yiyecek ve içecek deposu, besin fabrikası ve rahatlık ya da sıkıntı kaynağıdır. Nice tembellik, gevşeklik ve ağırlık duygusu, sevdiğin belirli bir yiyeceğe veya çok susadığın bir anda içeceğe, doymak bilmeyen bir obur gibi düşkünce ve müsrifçe atıldığın zaman sana musallat olmaktadır.

Hikaye olunur ki...

Süvarinin biri, çok önemli bir iş için çölde ilerliyoru. Elbisesi terden sırılsıklam olmuştu. Atı da ter içinde kalmıştı. Susuzluk süvarinin içini yakıp kavurmuştu... Bir müddet ilerledikten sonra uzakta bir çadır gördü. İçini kavuran susuzluk ateşini söndürecek bir içecek bulabilirim ümidiyle çadıra doğru ilerledi...

Çadırın kapısında genç bir bedevi Arap kızı onu karşıladı. Kız, yaratılıştan gelen ileri bir zeka sahibiydi. Bir bardak su getirdi. Ancak suyun yüzeyinde bir miktar çer çöp vardı... Susuzluktan içi yanan süvari suyu ağır ağır içmeye başladı. Bir yandan böyle ağır ağır suyu içerken, diğer yandan da boğazına kaçmasın diye parmak uçlarıyla suyun yüzeyindeki çer çöpleri ağzından uzaklaştırıyordu.

Adam suyu içmeyi bitirince genç kız, ona suya kanıp kanmadığını sordu. Eğer susuzluğu gitmiş ise Allah-u Teâlâ’ya hamdetmesini istedi. Fakat süvari kendisini, suyu doya doya içmekten alıkoyan çer çöpten dert yandı. Genç kız gülümseyerek ‘sendeki bu yorgunluk, ter ve susuzluğu görünce, suyun hepsini bir defada içip de kendine zarar verip eziyet etmeyesin diye onu ben kasten koymuştum’ dedi.

Süvari genç kızın zekasına ve uyanıklığına hayran oldu. Yaptıklarından dolayı teşekkür ederek oradan ayrıldı.

İşte bu Allah Resûlü’nün, aşırı susuzlukta ve diğer hallerde içeceği üç nefeste içmemizi bize sünnet kılmasıyla amaçladığı ve kastettiği şeyin ta kendisidir.

Şimdi birinin çıkıp da ‘Allah’ın Resûlü Abdullah oğlu Muhammed (s.a.v.) doktor muydu? Okuma yazma bile bilmeyen bir insan olduğu halde bu bilgileri nereden öğrendi? diye sorması haklı ve yerinde bir sorudur.

Bu soruya uzunca bir cevap vermek ya da ayrıntılı bir açıklama yapmak istemiyorum. Sadece şu kadarını söyleyeyim: ‘Bu, peygamberliktir!’ Hz. Peygambere iman eden, onu tasdik eden ve ona tabi olan insanlar için bu kadarı yeterlidir.

Sevgili genç,

Yüce Resûlün (s.a.v.) sünnetinin takipçisi olarak kendine, beden ve akıl sağlığına dikkat edip korumakla yükümlüsün.

Allah bütün salihlere velilik eder.


[1]    “Organsal Misyon” sözünden maksat, organların yaratılış amaçlarına, fıtrî vazifelerine uygun yerlerde ve biçimlerde kullanılmasıdır. Hikmeti gereği boş iş yapmaktan münezzeh olan Allah (c.c), organlarımızı da boşuna yaratmamış; onlara yaratılışlarına uygun vazifeler ve amaçlar vermiştir. Müslüman’a düşen, bu vazife ve amaçları bilip organlarını bu doğrultuda kullanmasıdır. –Çev.