|
|
||
| elal Kazanç ve Kuran | ||
|
3. Nasihat ALLAH, HELÂL KAZANÇTAN VERİLEN SADAKAYA KAT KAT SEVAP VERİR Ebû Hüreyre (r.a.)anlatıyor: “Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kim helâl kazancından bir hurma kadar sadaka verirse –zaten Allah ancak helâl kazançtan yapılan sadakayı kabul eder– Allah o sadakayı sağ eli[1] ile kabul eder. Sonra onu içinizden birinin tayını büyüttüğü gibi büyütür ve sonunda o sadaka dağ gibi olur.” Buhârî, Müslim, Nesaî, Tirmizî, İbn Mâce ve Sahih’inde İbn Huzeyme Sevgili çocuğum, Sen neyinden sadaka verebilirsin ki? Hem nasıl? Bir kazanç ve gelir sahibi olmadığın gibi bir rızık sahibi de değilsin. Babandan aldığın ve senin için ayrılmış sınırlı miktardaki günlük cep harçlığından başka hiçbir gelirin de yok. Bunun da çok az ve ancak günlük ihtiyaç ve giderlerini karşılayacak kadar olduğu da şüphe götürmez bir gerçek. Üzüntüden bağrı yanmış dert sahibinin ateşini söndürmek, aç olanı doyurmak, Allah’ın adının anıldığı camilerin yapımı veya insanlara faydalı olan çeşitli hayır kuruluşlarının kurulması gibi faaliyetlere katılmak suretiyle kendini iyilik yapmaya alıştırır ve vicdanının da seni bu yöne sevketmesini sağlayabilirsen... Evet, bunu yapabilirsen kazancın ne olacak? a) Öncelikle, gönlünün derinliklerinde güzel, asil bir gelenek kök salacaktır. Böylece iyilik, senin söz ve eylemlerinde daima rehberin, olacaktır. Son derece şefkat sahibi yumuşak huylu, duyarlı, kibar ve seçkin bir şahsiyet olma yolunda ilerleyeceksin. b) Halkın sevgisini ve güvenini kazanıp toplum tarafından sevileceksin. Halkın sevgisi, paha biçilemeyen ve değeri takdir edilemeyen sermaye kabul edilir. Toplumun sana duyduğu güven senin en büyük hazinendir; dünya hazineleri arasında bu güvenin bir benzeri daha yoktur!. c) Yaptığın iyilik, bu anlattıklarımızın da ötesinde, ahirette Allah-u Teâlâ katında senin için açılmış büyük bir hesap olacaktır. Bu hesabın artma ve büyüme oranı /miktarı nedir? Allah, yaptığın her bir iyiliği on katı iyilik olarak hesabına geçmektedir![2] Suyun ateşi söndürmesi gibi sadaka da günahı söndürür! Sadaka olarak verdiğin şey katlanarak büyür ve on katına ulaşır. Ayrıca bir de fazlalık vardır! Nasıl? Hadis-i şerîfinde Hz. Peygamber (s.a.v.) bize bildirmektedir ki Allah-u Teâlâ’nın bir hurma miktarı kadar da olsa helâl kazançtan verilen sadakayı sağ eli ile kabul ettiğini bildiriyor. Allah’ın sağ eli, hadiste gerçek anlamında kullanılmayıp kinayedir. Yâni Allah’ın, o sadakadan hoşnut olduğunu ve onu kabul ettiğini anlatır. Sonra daha başka? Sonra Allah o sadakayı sahibi için büyütüyor... Mutlak Yaratıcı olan Allah, o sadakanın, sanki yeni dikilmiş bir fidan, bir filiz ya da yeni doğan bir tay misali beslenme ve büyümesini üstleniyor, garanti ediyor. Tay sahibinin tayına ne derece bakım ve itina gösterdiğini, tayına karşı olan şefkat ve merhametini elbette biliyoruz. Onu besliyor, temizleyip tımarlıyor, soğuktan ve kırağıdan koruyor, sıcaktan uzak tutuyor, yürüme alıştırmaları yaptırıyor. Ona en içten, en saf şefkat ve sevgiyi gösteriyor. Ta ki büyüyünceye, varlığı artıp gelişinceye ve güçleninceye kadar. Şu kadarı var ki, bu tay ne kadar büyürse büyüsün asla dağ büyüklüğüne ulaşamaz. Fakat, Senin verdiğin o sadaka... Hacim, ağırlık ve değer bakımından basit bir hurma... İrilik, yükseklik ve ululukta dağ gibi oluncaya kadar Allah’ın yemininde büyümeye devam ediyor. Onu dağ gibi büyütmek Allah için hiç de zor değil. İşte burada iyilikler binlerce kere on katını aşıyor! Sevgili gençler... Her ne kadar iyilik, kendisine maddi değer biçilebilen türden birşey olsa bile, asla maddi ölçü ve kriterlere boyun eğmez! Özelikle de Allah-u Teâlâ katında... Bir örnek vereyim: Cebinde 10 liran olsa ve sen bu 10 liranın 1 lirasını muhtaç hak sahibine sadaka olarak versen infak etsen. Toplumun geçerli gelenek ve adetlerine göre cebindeki 10 lira 9 lira olmuştur. Fakat gerçekte ve Allah katında o 10 lira, 19 lira olmuştur.[3] Zira hayr-u hasenat yolunda harcadığın o 1 lira katlayarak büyümüş ve 10 katına ulaşmıştır. Sakın, ‘bu ahirette!..’ deme! Dünya hayâtı ile ahiret hayâtı, iman edip de takvayla kuşanan insanlar nezdinde birbirlerine sıkı sıkıya bağlıdır. Allah’ın Resûlü Muhammed (s.a.v.) ne kadar doğru söylemiş: “Sadakadan dolayı hiçbir mal eksilmemiştir.” Kavramanı istediğim diğer bir gerçek daha var: Anlatıldığına göre; Hz. Aişe (r.a.) sadaka olarak vereceği dirhem veya dinarlara, onları fakirlere vermeden önce güzel kokular sürüyordu. Niçin böyle yaptığı kendisine sorulduğunda: “Çünkü sadaka fakirin eline düşmeden önce Allah’ın eline düşer.” cevabını verdi. Sadaka vermen ve böylece de verdiğin o sadakayı ebedi kılman gerekmez mi? Allah seni korusun, sana yolunu göstersin ve adımlarını iyilik yapma yönünde doğrultsun. Allah’ın selâmı üzerine olsun. 4. Nasihat İNSAN İÇİN EN İYİ ARKADAŞ: KUR’AN Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor: “Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Kur’an okuyan mü’min, turunç meyvesi gibidir: Kokusu hoş ve tadı güzeldir. Kur’an okumayan mü’min, hurma gibidir: Kokusu yoktur ama tadı güzeldir. Kur’an okuyan münafık, reyhan otuna benzer: Kokusu güzeldir ama tadı acıdır. Kur’an okumayan münafık, Ebûcehil karpuzu gibidir: Hem tadı acıdır hem de kokusu yoktur. İyi arkadaş, misk taşıyan insana benzer: Misk taşıyan ya sana o kokudan hediye eder ya da ondan sana hoş kokular gelir. Kötü arkadaş ise körük çeken insana benzer. Körük çeken, ya sana kara bulaştırır ya da ondan sana pis dumanlar gelir.” Ebû Davud Kur’an... Mü’min ve münafık... Tad ve koku... İyi arkadaş ve kötü arkadaş... Bunlar hadis-i şerîfin konusunu ve eksenini oluşturan ana öğeler. Kur’an’a gelince... Kur’an, asıl hareket noktası ve merkezdir! Müsbet ya da menfi, yakınlık ya da uzaklık bakımından sözkonusu öğeler onun üzerine bina edilirler. Kur’an bu öğelerin, etrafında döndükleri eksendir. Sevgili gençler... Kur’an hakkında yapılacak bir konuşma alışılagelen, bayağı bir konuşma değildir. Aksine oldukça ciddi, ayrıntılı ve uzun süren bir konuşmadır. Ne var ki bu sayfalar bu konuşmanın yeri değil. Yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem bütün okyanus ve denizler de mürekkep olsa, Allah’ın sözleri bitmeden önce muhakkak bu kalemler ve mürekkepler tükenirdi. Hatta bu kalemler ve mürekkepler, aklın tereddütsüz kabul ettiği ilahi gerçekleri yazmaktan bile aciz kalırdı. Allah’ın Resûlü Muhammed’in (s.a.v.) Kur’an hakkındaki sözlerinin sınırında durmak bize yeter. Hz. Peygamber (s.a.v.) Kur’an hakkında şöyle buyurmaktadır: “O, Allah’ın kopmaz ipidir. O, hikmet taşıyan sözdür. O’nda sizden öncekilerin ve sonrakilerin haberi, aranızdaki anlaşmazlıkların hükmü ve çözümü vardır. Kim büyüklenerek O’nu terkederse, Allah o kimseyi helak eder. Kim de O’ndan başkasında hidayet ararsa, Allah o kimseyi saptırır. O hak ile bâtılı ayıran bir sözdür. O asla bir oyun değildir. İnsanı hayrette bırakan güzellikleri tükenmez. Çokça okunması sebebiyle asla eskimez. Cinler Kur’an’ı dinlediler ve şöyle dediler: ‘Gerçekten biz, doğru yola ileten harikulâde güzel bir Kur’an dinledik. Biz de ona iman ettik..”[4] Açıklamanın bu sınırında duruyor ve en küçük bir ilave dahi yapmıyoruz... Çünkü Allah’ın Peygamberi Muhammed’in (s.a.v.) sözüne bir harf dahi ilave etmek bizim haddimize değil. Hem ne ilave edebiliriz ki?!. Kur’an ile birlikte yaşayan mü’min, turunç meyvesine benzer: Kokusu hoş ve tadı güzeldir. Tadı leziz, kokusu nefistir. Hiç şüphesiz Kur’an Allah’ın sofrasıdır. Mü’min bu sofraya gelir ve O’nun temiz, güzel ve leziz yemeklerinden beslenir. Aldığı besin bedenine derhal canlılık ve dinçlik kazandırır. Hücrelerine ve damarlarına kan hücum eder. Yüzüne bir aydınlık gelir, gözleri ve alnı ışıl ışıl parlar. Kur’an daima kurulu hazır bir sofradır. Bazen serilen bazende kaldırılan bir sofra değildir. Aklı ve kalbi aynı anda besler. Sofrada bulunanları mükemmel ve seçkin bir şahsiyet haline getirir. Toplum içinde onları en güzel bir yaşamın sahibi kılar. Onlar simalarından ve etrafa yayılan kokularından tanınırlar. Yaşamın günlük işlerinde veya karşılıklı yardımlaşma ve ticari ilişkilerde bulunma gibi sebeplerle diğer insanlarla biraraya geldiklerinde, tadlarının tatlı yakınlıklarının da leziz olmasıyla tanınırlar. Nihayetinde insan ailesi ve toplumu içinde ahlâktan ibarettir. Sevgili gençler... Kur’an’ı ayrılmaz bir parçanız ve sürekli başvurduğunuz bir kaynak yaparak onu okumaya, anlamaya çalışmaya, vicdanınızda dosdoğru bir yol ve hayâtınızda dürüst bir yaşam tarzı edinmeye ne dersiniz?!. Allah’ın sevgili peygamberi Muhammed (s.a.v.) sizin için en güzel örnektir. Mü’minlerin annesi Hz. Aişe’ye (r.a.)Allah Resûlü’nün (s.a.v.) ahlâkı sorulduğunda şöyle cevap verdi: “O’nun ahlâkı Kur’an idi.” Sevgili gençler... Sakın, iyi olduğu ancak tadına bakıldığı ya da ağızda çiğnendiği zaman anlaşılan iyi cins bir meyve olmayın. Sizden yayılan ve tekrar size geri dönen o güzel koku içinizde muhakkak kök salmalıdır. Birden fazla ahlâkî faziletlerle süslenmek zorundasınız. Bunun için derhal kendinizi Kur’an’a verin ve Kur’an okumaya başlayın. Gece ve gündüz huşuyla, edeple, verdiği öğüdü kabul ederek okuyun. Kesinlikle Kur’an’ı, boynunuzu süslediğiniz bir ziynet eşyası ya da duvarınızı süslediğiniz bir tablo yapmayın. Kendilerine semavi bir kitap verilip de arkalarına atanlar ya da onu okumayıp, içindekilerle amel etmeyen de aksine onu oyun ve eğlence edinen insanlar ne zavallı, ne bedbahttırlar. Onlar güzel kokuyu ve leziz tadı bırakıp gitmişlerdir. Onlar demircinin körüğünü, siyah dumanını ve karasını misk sahibine tercih etmişlerdir... Sevgili genç... Kur’an’ı kendine, yalnız başınayken ve toplum içine çıktığın zaman her an beraber olduğun en candan arkadaşın ve yoldaşın yap. Kendin, ailen ve yakın akrabaların için bir yaşam biçimi edin. Bil ki, bütün bunları yaptıktan sonra senin iyi bir şöhretin, güzel bir namın, düzgün ilişkilerin ve aranan bir sevgin olacaktır. [1] Sağ el: Yazarında konu içerisinde kısaca işaret edeceği üzere burada sadakanın kabulünden kinayedir. Sağ eli zikredilmesi, Allah’ın helâl kazançtan yapılan sadakayı güzel bir biçimde kabul ettiğini göstermek içindir. Zira insanların örf ve adetine göre kıymetli şeyler sağ el ile alınır. Bazı alimler bundan maksadın, “sadakaların derhal kabul edildiği” olduğunu da söylemişlerdir. –Çev [2] Allah-u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Kim bir iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır.” (En’âm (6) : 160) Hz. Peygamber ise şöyle buyurmaktadır: “Allah iyiliklerin ve kötülüklerin yazılmasını meleklere emretti. Sonra bunun nasıl olacağını açıkladı: Kim iyilik yapmayı gönlünden geçirir de yapmazsa Allah onu kendi katında tam bir iyilik olarak yazar. Eğer iyilik yapmayı gönülden geçirir de yapmazsa Allah onu kendi katında tam bir iyilik yazar. Eğer iyilik yapmayı gönülden geçirir ve yaparsa Allah on iyilikten yedi yüze ve daha fazlasına katlayarak yazar...” (İmam Nevevi, Riyaz’ûs Salihin: c: 1 s: 77 hadis: 10) –Çev. [3] Bu artış şu şekilde gerçekleşmektedir: 10 liranın 1 lirası infak edilmiştir. Allah-u Teâlâ ise 1’e 10 vermektedir. Öyleyse 1x10=10 olacaktır. Yâni infak edilen 1 lira 10 lira olmuştur. Harcanmayıp elde kalan 9 lira da bu rakama ilave edilirse 9+10=19 rakamı bulunur. [4] Kütüb-i Sitte Muhtasarı ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, C: 3, S: 224 –Çev. |
||