|
PEYGAMBERİMİZ NEDEN Mİ'RACA ÇIKTI?
Mehmet Paksu
Bir padişahın iki türlü konuşması vardır. Biri, bir
vatandaşla telefon ederek küçük bir meseleyi görüşmesi. Diğeri de devlet
başkanı, halifelik yönü ve milletin idarecisi olarak, emirlerini her tarafa
duyurmak için özel bir elçisi ile konuşması, sohbet etmesi, onun aracılığı ile
ferman yayınlamasıdır.
Bu örnekte olduğu gibi Cenab-ı Hakk'ın da kulları ile iki tarzda muhatap olması
vardır. Biri, özel ve cüz'i, diğeri de geniş ve genel mahiyette bir konuşması.
Cenab-ı Hakk'ın bazı velilerle özel ve cüz'i anlamda ilham etmesi birinciye
örnektir.
Ama Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün velâyet mertebelerinin üstünde
bir büyüklük ve yücelikte, kâinatın Rabbi, bütün varlıkların yaratıcısı olarak
Cenab-ı Hakk'ın sohbetine müşerref olması ise ikinci ve mükemmel olanına
misaldir.
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın elçiliği iki taraflıdır. Birisi halktan
Hakk'a, diğeri de Hak'tan halka. Birisi mi'racın bâtınî tarafı olan velâyet
yönüdür, diğeri de zahiri tarafı olan risalet yönüdür.
Yani Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm bizi temsilen Cenab-ı Hakk'ın huzuruna
çıktı, başta insanlar olmak üzere bütün varlıkların ibadet, kulluk, tesbih ve
zikirlerini toplu olarak (askerin komutana tekmil vermesi gibi) arz etti. Bu
yönüyle mi'rac halktan, insanlardan, varlıklardan Hakk'a bir gidiştir. Diğeri de
Cenab-ı Hakk'ın biz kullarından istediklerini, emir ve yasaklarını Resul olarak
getirmiştir. İbadetlerin özü ve esası olan beş vakit namazı mi'rac hediyesi
olarak getirmesi gibi...
Peygamberimiz Rabb'iyle nasıl görüşebilir?
Soru: "Bize herşeyden daha yakın olan Cenab-ı Hakk'a binlerce senelik mesafeyi
aşarak yetmiş bin perdeyi geçtikten sonra Rabb'iyle görüşmesi ne demektir?"
Cenab-ı Hak herşeye herşeyden daha yakındır, fakat herşey O'na sonsuz şekilde
uzaktır.
Mesela, güneşin insan gibi aklı olsa da bizimle konuşacak olsa, elimizdeki ayna
aracılığıyla bizimle konuşabilir.
Diğer taraftan biz bir çeşit ayna olan gözümüzle güneşe yaklaşabiliyoruz. Oysa
güneş bize 150 milyon km uzaklıkta bulunuyor, hiçbir şekilde ona yanaşamayız.
Güneşe bir derece yaklaşmak için ancak Ay kadar büyümek lâzım. Bu da mümkün
değildir.
Bu misalde olduğu gibi, gerçek anlamda Cenab-ı Hak herşeye yakındır, ama herşey
ona sonsuz derece uzaktır. Ancak Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, Cenab-ı
Hakk'ın lütfuyla bir anda binlerce perdeyi geçerek Mi'raca yükselmiş, bütün
manevi mertebeleri aşarak huzura varmıştır.
Bir insan nasıl göklere çıkabilir?
Soru: "Bunun bir örneği var mıdır? Bir uçak ancak 10-15 bin metre yukarı
çıkabiliyor, bir uzay gemisi ancak Ay'a ve Venüs'e ulaşabiliyor. Bir insan
birkaç dakika gibi kısa bir sürede milyonlarca metre uzaklara nasıl gidip
gelebilir?"
Yerküremiz, yani Dünya bir yılda yaklaşık 188 saatlik bir mesafeyi bir dakikada
döner, yirmi beş bin senelik mesafeyi bir senede alır. Bu muazzam hareketi ona
yaptıran ve bir sapan taşı gibi döndüren bir Kudret, bir insanı Arş-ı Âlâya
getiremez mi? Güneşin çevresinde o ağır cisim olan dünyayı gezdiren bir hikmet
bir insan bedenini şimşek gibi Rahman'ın Arşına çıkaramaz mı?
Peygamberimiz sadece ruhuyla gitse olmaz mıydı?
Soru: "Öyleyse neden Mi'raca çıktı? Ne lüzumu var? Evliya gibi ruhu ve kalbi ile
gitse yetmez miydi?"
Cenab-ı Hak görünen ve görünmeyen âlemlerdeki güzellikleri göstermek için,
kâinat fabrikasını ve merkezini gezdirmek, insanlığın amel ve ibadetlerinin
âhiretteki neticesini göstermek için Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâmı oralara
dâvet etmesi gâyet makuldür. Sadece ruhu ve kalbi ile değil, bu seyahate
bedeninin de iştirak etmesi gerekir.
Görünen âlemin anahtarı olan gözünü, işitilen âlemin anahtarı olan kulağını Arşa
kadar birlikte alması gerektiği gibi, ruhunun sayısız görevlerini üstlenen âlet
ve makinesi hükmünde olan mübarek bedenini Arşa kadar çıkarması akıl ve hikmet
gereğidir.
Zaten Cenab-ı Hak Cennette bedeni ruha arkadaş ediyor. Çünkü pekçok kulluk
görevine ve sınırsız lezzetlere ve acılara beden kaynaklık etmektedir.
Öyle ise bu mübarek beden ruha arkadaşlık edecektir. Cennette ruh bedenle
birlikte olacaksa Cennetü'l-Me'vâ'nın gövdesi olan Sidretü'l-Müntehaya Efendimiz
Aleyhissalâtü Vesselâm'ın zatının arkadaşlık etmesi hikmetin tâ kendisidir.
Peygamberimiz mi'raca sadece ruhen çıkmış olsaydı, zaten mucize olmazdı. Çünkü
her veli ruhen ve kalben o âlemlere çıkabiliyor.
Peygamberimiz kısa zamanda nasıl gidip geldi?
Soru: "Birkaç dakikada binlerce yıllık mesafeye gidip gelmek aklen mümkün
müdür?"
Cenab-ı Hakkın sanatında hareket ve hızın derecesi farklı farklıdır. Sesin hızı
ile ışığın hızı, elektriğin hızı, hatta ruhun ve hayalin hızı birbirinden
bütünüyle farklıdır. Gezegenlerin hızları da birbirinden farklıdır. Meselâ
ışığın hızı 300.000 km/sn iken sesin hızı 360/sn'dir.
Acaba Peygamberimiz'in lâtif bedeninin yüce ruhuna tabi olması, ruh hızında
hareketi nasıl akla ters gelebilir?
Yine bir insan on dakika uyusa bazı olur ki, bir yıllık iş görebilir. Hatta bir
dakikada insanın gördüğü rüyayı, rüyada işittiği sözleri, konuştuğu kelimeleri
toplansa uyanıkken bir gün, belki daha fazla bir zaman gerekir.
Demek ki bir zaman dilimi iki kişiye göre değişebiliyor. birisine bir gün,
diğerine de bir yıl hükmüne geçebilir.
İşte Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm, Burak'a binerek şimşek gibi
bütün kâinatı gezip İlâhî huzura çıkıp Rabbiyle sohbet şerefine ermiş, Onun
cemalini görmüş, emirlerini alıp dönüp gelmiştir.
Mi'racın benzeri bir olay var mıdır?
Soru: "Peygamberimiz'in Mi'rac'a çıkması mümkündür. Fakat her mümkün
gerçekleşmiyor. Bunun bir benzeri var mı ki kabul edelim?"
Mi'racın çok örnekleri vardır:
Bir insan, gözüyle bir saniyede Nebtün gezegenine çıkabilir.
Bir bilim adamı, astronomi kanunlarına binerek tâ yıldızların arkasına bir
dakikada gidebilir.
İman sahibi her insan, namazın hareketlerine düşüncesini bindirerek bir çeşit
mi'racla kâinatı arkasına alarak İlâhî huzura girebilir.
Kalb gözü açık bir veli, İlâhî sırlara kırk günde ulaşabilir. Hattâ Abdülkadir
Geylânî ve İmam-ı Rabbanî gibi bazı evliyanın bir dakikada Arş-ı Âlâya kadar
ruhen çıktıkları bildiriliyor.
Yine nurlu bir cisme sahip olan melekler bir anda yerden Arşa, Arştan yeryüzüne
gidip geliyorlar.
Cennette, Cennet ehli mü'minler, Cennet bahçelerine kısa bir zamanda
çıkabiliyorlar.
Bu kadar örnekler gösteriyor ki, bütün evliyanın sultanı, bütün mü'minlerin
imamı, bütün Cennet ehlinin reisi ve bütün meleklerin makbulü olan Resul-i Ekrem
Efendimiz'in bir anda mi'raca çıkması, dönmesi, bütün yüce âlemleri gezip
görmesi gâyet makuldür ve şüphesizdir.
Mi'racla gelen hediyeler
Birincisi: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün iman hakikatlerini
gözleriyle gördü. Melekleri, Cenneti, âhireti, hattâ Cenab-ı Hakk'ın cemâlini
gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde ve vaadinde en küçük bir hilâfı, aksi
beyanı olmayan o yüce insan mü'min ruhlara manen şöyle diyordu: "Sizin
inandığınız, melekleri, âhireti, Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; bu iman
esasları vardır, mevcuttur; tereddüt ve şüphe etmeyiniz." Böylece mü'minler
sonsuz bir imana ermenin saadetine kavuştular.
İkincisi: İnsan herşeyi merak ediyor. Ayda hayat var mı, yok mu diye
araştırıyor. Halbuki Ay O Ezelî Sultanın memleketinde ancak bir sinek kadar yer
kaplıyor.
Mü'minler merak ediyorlar. Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne yaparsak
Rabbimiz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya Rabbimizle
muhatap olsak, bizden ne istiyor, anlasaydık" derken, İki Cihan Serveri yetmiş
bin perde arkasından ezel ve ebed Sultanının razı olacağı amelleri mi'rac
meyvesi olarak getirdi, beşere hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere
İslâm'ın diğer esasları ve ibadetleridir.
Üçüncüsü: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm ebedî saadet definesinin
anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir. Peygamber
Efendimiz kendi gözüyle Cenneti görmüş, sonsuz saadetin varlığını müşahede etmiş
ve bu büyük müjdeyi haber vermiştir. Öyle ki, bir adama idam edileceği anda
affedilerek padişahın yakınında bir saray verilse ne kadar sevinir.
Öyle de, bütün cinler ve insanlar sayısınca toplu bir müjde olan bu sevinç ne
kadar önemli ve değerlidir?
Dördüncüsü: Peygamber Efendimiz mi'racta Cenab-ı Hakk'ın cemalini görme nimetini
tattı. Bu manevi nimetin Cennette mü'minlere de nasip olacağı müjdesini verdi.
"Ayın on dördünü nasıl açıkça gözünüzle görüyorsanız, Rabbinizi de öyle Cennette
ap açık göreceksiniz" buyurarak bu ezelî müjdeyi bizlere hediye olarak getirdi.
Beşincisi: İnsan kâinatın en kıymetli bir meyvesi ve kâinat sahibinin en nazlı
bir sevgilisi olduğu mi'racla anlaşıldı. Kâinata nisbetle küçük bir varlık,
zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki, bütün
varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir askere, "Sen
paşa oldun" dense ne kadar sevinir?
Öyle de âciz, fani, devamlı ayrılık ve zeval tokadını yiyen biçare insana
birden, "Sonsuz ve baki bir Cennette Rahman ve Rahîm olan Allah'ın rahmetine
gireceksin" dendiğinde o insan ne kadar büyük bir mevki ve makama çıkar?
Cennette hayal hızında, ruh genişliğinde, akıl akıcılığında, kalbin bütün
arzularında Cenab-ı Hakk'ın ebedi mülkünde seyir ve seyahate erecektir. Cenab-ı
Hakk'ın nur cemalini seyretme nimetini tadacaktır. Böyle bir insanın kalb ve
ruhu ne kadar büyük bir sevince kavuşur değil mi? Mi'racın bu meyvesi insanın en
büyük arzu ve hedefidir. |