Derleme ve Tercüme: Ali
ÜNAL
Hiç şüphesiz, İslâm da, Kur'ân da, Peygamber
Efendimiz de, başkalarının tezkiyesine muhtaç değildir. Bunların her biri, kendi
kendine, ayrıca birbirlerine delildir. Bununla birlikte, bilhassa Batı'da ve
onların tesiri altındaki bazı yerli çevrelerde, İslâm ve Kur'ân hakkında olduğu
gibi, Allah Resûlü (s.a.s.) hakkında da kasıtlı yayınlar yapılabilmektedir.
Fakat, meseleye tam bir şartlanmışlık içinde bakmayan bir takım Batılı yazar ve
araştırmacılar, peygamberliğini kabul etsin etmesin, Allah Resûlü'yle (s.a.s.)
ve İslâm'la, Müslümanlarla ilgili olarak, kısmen de olsa hakkı, hakikati teslim
eden itiraflarda bulunmuşlardır. Bunlardan, çoğunluğu itibariyle bilhassa
Türkçe'de şu ana kadar yayınlanmayan bazılarını arz ediyoruz:
Maksadı
dünyayı aydınlatmak olan büyük bir ruh
Bu Zât'ın etrafına maksatlı bir şevkle yığdığımız yalanlar, bizim için sadece
bir utanç vesilesidir. Sessiz ve büyük bir ruh; ancak ciddî olabilen biri.
Maksadı, dünyayı aydınlatmaktı; dünyayı Yaratan, böyle emretmişti.
Thomas Carlyle,
Heroes and Hero Worship and the Heroic in History, 1840.
Müslümanları
tiplemede sahtekârlık
Bir elinde kılıç, diğer elinde Kur'ân'la resmedilen Müslüman asker tipi, sadece
bir sahtekârlıktan ibarettir.
A. S. Tritton,
Islam, 1951.
Fanatik
Müslümanlar masalı
Tarih gösteriyor ki, dünyayı süpüren ve hâkimiyetleri altına aldıkları ırkları
kılıcın ucuyla İslâm'ı kabule zorlayan fanatik Müslümanlar masalı, tarihçilerin
tekrarlayageldikleri en fantastik ve en saçma hurafelerden biridir.
De Lacy O'leary,
Islam at the Crossroads, Londra, 1923.
Krallıktan
kaçan çok tabiî bir zühd hayatı
Muhammed'in sağduyusu, krallığın ihtişamını çok hakir görüyordu. Allah'ın
Elçisi, ailesinde bir hizmetçi gibi davranıyor, ateşi yakıyor, yeri süpürüyor,
koyunları sağıyor, elbiselerini ve ayakkabılarını bizzat kendisi tamir ediyordu.
Bir rahip, bir keşiş görüntüsü verme gereği de duymadan, çok tabiî bir zühd
hayatı yaşıyordu.
Edward Gibbon,
The Decline and Fall of the Roman Empire, 1823.
Ahlâkın gücü
ve dininin dupduru hâliyle devamlılığı
Muhammed'in hayatının en büyük başarısı, sadece ahlâkının gücünde yatmaktadır.
Hayranlığımızı
çeken, O'nun dininin anlatılması değil, devam edebilme gücüdür. O'nun Mekke ve
Medine'ye nakşettiği aynı duru ve mükemmel tesir, onca olup bitene rağmen, 12
asırdır Hint, Afrikalı ve Türk Müslümanlarca aynen korunmaktadır. Onlar, inanç
ve ibadetlerinde yönelip, kendisine bağlandıkları makamın beşer seviyesine
düşmesine karşı durmayı daima bilmişlerdir. "Bir Allah'a inanırım ve Muhammed,
Allah'ın Resülü'dür.", İslâm'ın sade ve değişmeyen temelidir. Ulûhiyet kavramı,
hiçbir zaman bir putla değerden düşürülmemiş, Peygamber'e verilen değer, asla
beşerî sıınırı aşmamış ve O'nun getirdiği ve canlılığını sürekli koruyan
prensipler, takipçilerinin kendisine karşı duyduğu saygı ve teşekkür hislerinin,
hep akıl ve din sınırları içinde kalmasını sağlamıştır.
Edward Gibbon,
Simon Oakley, History of the Saracen Empire, Londra, 1879.
"Ne daha
önce, ne de daha sonra O'nun gibisini görmedim."
Koruduklarının en vefalı koruyucusu ve konuşması en tatlı, en kabul edilir
olandı. O'nu ilk görenler, karşısında önce saygıyla ürperir, yanına yaklaşanlar
ise O'nu sever ve O'nu tarif edenler, "Ne daha önce, ne de daha sonra O'nun
gibisini görmedim." derlerdi. Çok az konuşurdu, fakat konuştuğu zaman da vurgulu
ve bilerek konuşur ve dinleyen kimse, O'nun söylediklerini unutmazdı.
Lane-Poole,
Speeches and Table Talk of the Prophet Muhammad.
Bitmeyen bir
hayranlık, sürekli bir saygı
Arabistan'ın bu büyük Peygamberinin hayatını ve şahsiyetini inceleyen ve nasıl
öğrettiğini, nasıl yaşadığını bilen herkesin, Ulu Zât'ın elçilerinin en
büyüklerinden biri olan bu güçlü Peygamber için ürpertici bir saygıyla dolmaması
mümkün değildir. Arzettiğim bu eserde söyleyeceklerimin pek çoğu, çoklarının
bildiği şeyler olsa da, ben onları ne zaman yeni baştan okusam, bu Arabistanlı
Muallim için hep yeni bir hayranlık, yeni bir saygı duyuyorum."
Annie Besant,
The Life and Teachings of Muhammad, Madras, 1932.
Sağlam bir
arkadaş, vefalı bir yoldaş, bir fakir dostu
Fakirlere karşı cömertliği o derecedeydi ki, sık sık bizzat kendi ailesi aç
kalırdı. Fakirlerin sadece ihtiyaçlarını gidermekle kalmaz, onlarla sohbete
oturur ve acılarını büyük bir içtenlikle paylaşırdı. Sağlam bir arkadaş, vefalı
bir yoldaştı.
W. C. Taylor,
The History of Muhammadanism and its Sects.
Her bakımdan
ilâhî kaynağa dayalı olarak hükmetmiş yegâne insan
Hem devletin hem caminin başı; hem Sezar hem Papa, fakat Papa'nın sun'iliklerini
taşımayan bir Papa ve hususi birlikleri, özel korumaları, devamlı silâh altında
bir ordusu, polis gücü ve sabit geliri olmayan bir Sezar. Eğer tarihte her
bakımdan ilâhî kaynağa dayalı olarak hükmetmiş biri varsa, o da Muhammed'dir;
çünkü O, en güçlüydü, fakat güce ehemmiyet verdiği yoktu. Özel hayatında ne
kadar sade ise, halkın içinde de o kadar sade idi.
Muhammed'in
dininde, burada her şey farklıdır. O'nun hakkında, gizemli ve gölgeli şeyler
değil, açık bir tarih var. Muhammed'in dışa dönük tarihini biliyoruz; O'nun,
misyonunu ilânıyla başlayan içe dönük tarihi konusunda ise, menşei ve
korunmasıyla eşsiz ve hakkında kimsenin ciddiye alınabilecek bir şüphe ortaya
koyamadığı en Aslî Bir Otorite'ye dayanan bir kitaba sahip bulunuyoruz.
Revered
Bosworth Smith, Muhammad and Muhammadanism, Londra, 1874.
İslâm: Her
insanın idrakine hitap edebilen bir inanç sistemi
İslâm, kelimenin etimolojik ve tarihî en geniş anlamıyla makul bir dindir. Bu
dinde Kur'ân ve Peygamber'in öğretileri, daima temel kalkış noktası olarak
önceliğini korumuş ve tevhid akidesi, her zaman hiç bulanmaz bir berraklık, bir
ululuk ve tam bir kanaat ve kararlılıkla ilân edilmiştir. Böylesine net, bütün
teolojik karmaşıklıklardan uzak ve her insanın idrakine hitap edebilen bir
akideden, insanların vicdanına her zaman kolaylıkla yol bulması beklenir ve
nitekim bulmuştur da.
Edward Montet,
La Propagande Chretienne et ses Adversaries Musulmans, Paris 1890.
Herkese karşı
sevgiyle dopdolu ve lekesiz bir şahsiyet
Muhammad, halkı için parlak bir örnekti. Şahsiyeti, öylesine pâk ve lekesizdi.
Evi, elbisesi, yiyecekleri... kısaca, bütün hayatı sade idi. Sun'ilikten o kadar
uzaktı ki, arkadaşlarından asla özel bir saygı beklemez; bizzat kendisinin
gördüğü kendi şahsî hizmetini kendisine kölesinin bile yapmasını istemezdi.
Herkes, her zaman huzuruna girebilirdi. Hastaları ziyaret ederdi ve herkese
karşı sevgi doluydu. Toplumunun iyiliğine duyduğu ilgi ve bu konuda gösterdiği
gayret ölçüsünde de cömert ve âlicenap idi.
Dr. Gustav Weil,
History of the Islamic Peoples.
İnsan
büyüklüğünün tesbitinde kullanılan bütün ölçüler içinde soruyoruz: O'ndan daha
büyüğü var mıdır?
Dünyada başka hiç kimse, önüne gönüllü veya gönülsüz O'nunkinden daha büyük bir
hedef koymamıştır: Allah'la insan arasına sokulmuş bâtıl inançları ortadan
kaldırmak; Allah'la insanı aracısız karşı karşıya getirmek; putatapıcılığın
maddî ve çarpıtılmış ilâhlar kaosu arasında aklî ve kutsal ilâh kavramını
yeniden yerleştirmek. Dünyada başka hiç kimse, bu kadar zayıf vasıtalarla insan
gücünün bu kadar ötesinde bir işe girişmemiştir; böylesine büyük bir hedefin
tasarlanmasında ve uygulamaya geçirilmesinde kendinden başka vasıtası ve çölde
yaşayan bir avuç insandan başka yardımcısı yoktu O'nun. Ve, başka hiç kimse
dünya üzerinde O'nun gerçekleştirdiği ölçüde büyük ve kalıcı bir ikinci inkılâbı
gerçekleştirmiş değildir; çünkü, iki asırdan daha az bir zaman içinde İslâm,
inanç ve hâkimiyet plânında tüm Arabistan'a yayılmış ve Allah adına İran'ı,
Horasan'ı, Mâverâünnehir'i, Batı Hindistan'ı (Pakistan), Suriye'yi,
Habeşistan'ı, bütün Kuzey Afrika'yı, İspanya'yı, Akdeniz'de çok sayıda adayı ve
Galya'nın (İspanya) bazı kısımlarını fethetmiştir.
Eğer gayenin
büyüklüğü, vasıtaların azlığı ve neticenin şaşırtıcılığı insan dehasının üç
ölçüsüyse, modern dönemler tarihinde kim Muhammed'le karşılaştırılabilir ki? En
meşhur insanlar, sadece ordular, kanunlar ve imparatorluklar meydana
getirmişlerdir. Çoğu defa gözleri önünde dağılıp giden maddî iktidarlardan başka
bir şey kurmamıştır onlar. Fakat bu insan, yalnızca orduları, kanunları,
imparatorlukları, milletleri ve hanedanlıkları harekete geçirmekle kalmamış,
ayrıca, o zamanki meskûn dünyanın üçte birinde milyonlarca insanı ve daha da
ötesi mâbedleri, 'tanrı'ları, dinleri, fikirleri, inançları ve ruhları yerinden
oynatmıştır. Her harfi kanun olan bir Kitab'a dayanarak, her dil ve her ırktan
insanlardan bir mânâ ümmeti çıkarmıştır. Bize, bu Müslüman ümmetin silinmez
karakterini, sahte ilâhlardan nefreti ve bir ve gayr-i maddî Allah tutkusunu
bırakmıştır. Göğün, kudsiyetinden uzaklaştırılmasına karşı oluşan bu ulûhiyet
tutkusu, Muhammed'in takipçilerinin en büyük faziletidir; arzın üçte birinin bu
inanca teslim olması, O'nun bir mûcizesidir. Uydurma ilâh zürriyetlerinin
bıktırıcılığı altındaki bir dünyada ilân edilen Allah'ın birliği inancı,
telâffuz edilir edilmez bütün eski putperest mâbedlerini yerle bir eden ve
dünyanın üçte birini harekete geçiren başlı başına bir mûcizeydi. Bu Zât'ın
hayatı, tefekkürü, ülkesinin bâtıl inançlarını kahramanca inkârı,
putatapıcılığın öfkelerine meydan okumaktaki cesareti, Mekke'de 13 yıl süreyle
gösterdiği sabır ve tahammül, halkın ezâsını ve hattâ hemşehrilerinin kurbanı
oluşunu kabulü; evet, bütün bunlar ve ilâveten kesintisiz tebliği, tuhaflıklara
karşı koyuşu, başarıya inancı ve felâketler karşısındaki insan üstü güven
duygusu, zafere götüren sabır ve azmi, tek bir ideale olan tutkulu bağlılığı ve
asla imparatorluk peşinde olmayışı; bitmez duası ve ibadeti, Allah'la olan
mânevî haberleşmesi, vefatı ve vefatından sonraki muzafferiyeti; bütün bunlar
bir yalana değil, sarsılmaz bir inanca şahitlik etmektedir. Esaslı bir akideyi
yeniden yerleştirme hususunda O'na güç veren bu inançtı. Bu akîde de, iki
taraflıydı: Allah'ın birliği ve Allah'ın maddî olmayışı. Birinci taraf, Allah'ın
ne olduğunu, ikinci taraf da ne olmadığını anlatıyordu. Fikirlerin filozofu,
hatibi, elçisi, ortaya koyucusu, cenkçisi ve fâtihi; aklî inançların, tasvir,
timsal ve heykelleri olmayan bir dinin ve 20 dünyevî ve bir mânevî devletin
kurucusu Muhammed. İnsan büyüklüğünün tesbitinde kullanılan bütün ölçüler içinde
soruyoruz: O'ndan daha büyüğü var mıdır?"
Alphonse de
LaMartaine, Historie de la Turquie, Paris, 1854.
İnsanların
kalbine tartışmasız hükmeden bir Zât
Bugün, milyonlarca insanın kalbine tartışmasız hükmeden bir Zât'ın en güzel olan
hayatını bilmek istiyordum. Şimdi her zamankinden daha eminim ki, bugün de
hayatta İslâm'a yer veren güç, asla kılıç değildir. İslâm, gücünü, sadeliğinden,
Peygamber'in kendisini bütünüyle nefyetmesinden, verilen söze ve yapılan
anlaşmalara mutlak bağlılıktan, Peygamber'in, arkadaşlarına ve takipçilerine
olan vefasından, korkusuzluğundan, Allah'a mutlak tevekkülü ve misyonuna olan
kesin itimadından almaktadır. Kılıç değil, bu unsurlardır ki, İslâm'ı her tarafa
taşımış ve her engeli aşmıştır. Peygamber'in hayatının 2'nci cildini bitirdiğim
zaman, bu büyük hayat hakkında daha fazla okuyamayacağım diye ciddî üzüldüm.
Mahatma Gandhi,
Young India, 1924'te yayınlanan ifadesi.
Varlığın ve
hayatın değişen çehresini özümseyebilen ve her çağa hitap edebilen tek din
Gelecek 100 yıl içinde İngiltere'de, hayır bütün Avrupa'da hâkim olma şansına
sahip bir din varsa, bu, İslâm olabilir.
Olağanüstü
canlılığından dolayı Muhammed'in dinine daima büyük değer verdim. Bu din bana,
varlığın ve hayatın değişen çehresini özümseyebilen ve her çağa hitap edebilen
tek din olarak görünüyor. O harika Zât'ı da inceledim ve O, bana göre, bırakın
deccal olmayı, İnsanlığın Kurtarıcısı olarak çağrılmalıdır.
İnanıyorum ki,
O'nun gibi biri modern dünyada diktatörlüğü ele geçirecek olsa, bu dünyanın en
çok ihtiyacı olan barış ve mutluluğu sağlayacak bir tarzda onun bütün
problemlerini çözer. Bir öngörüm var: Muhammed'in inancı, yarının Avrupa'sında
kabul görecektir, nitekim bugünün Avrupa'sında kabul görmeye başlamış
bulunmaktadır.
Sir Georged
Bernard Shaw, The Genuine Islam, 1936, 1: 8.
Tarihte hem
seküler hem de dinî alanda mutlak mânâda muvaffak olmuş tek insan
Dünyayı en çok etkileyen şahıslar listeninin başına Muhammed'i koymuş olmam,
bazı okurları şaşırtacak, bazılarınca da sorgulanacaktır. Fakat, tarihte hem
seküler hem de dinî alanda mutlak mânâda muvaffak olmuş tek insan O'dur.
Denebilir ki, Muhammed'in İslâm üzerindeki şahsî tesiri, İsa Mesih ve Aziz
Pavlos'un Hıristiyanlık üzerinde birlikte bıraktıkları tesirden daha fazladır.
Seküler ve dinî tesirin, tarihteki eşi görülmedik bir şekilde birleşmesi,
Muhammed'in, tarihin en etkili şahsı olmasına yetmektedir.
Michael Hart,
The 100, A Ranking of the Most Influential Persons in History, New York, 1978.
Beşerî
tanınmışlığın ölçüleriyle değerlendirildiğinde, hangi fâninin şerefi O'nunkiyle
mukayese edilebilir?
Elindeki imkânların kıtlığı, buna karşılık başardığı işlerin boyutu ve
kalıcılığı, O'nun ismini dünya tarihinde, sadece Mekkeli Peygamber olmanın çok
ötesine taşımaktadır. Güzel şehirler, devlet sarayları ve mâbedler, varlıklarını
O'nun sayısız hanedana aşıladığı hareket ve hamle kabiliyetine borçlu olup, çok
geniş ülkeler ve eyaletler de, yine O'nun sayesinde imana teslim olmuştur. Bütün
bunların ötesinde, O'nun sözleri, nesillerin inancını belirlemiş, hayatlarının
prensipleri olarak kabul edilmiş ve öbür dünya adına rehber olarak
benimsenmiştir. Binlerce mâbedde mü'minler, Allah'ın Peygamberi, Resüllerin
sonuncusu olarak kabul ettikleri bu Zât'a salâvat getirir. Beşerî tanınmışlığın
ölçüleriyle değerlendirildiğinde, hangi fâninin şerefi O'nunkiyle mukayese
edilebilir?"
J. W. H. Stab,
Islam and Its Founder.
Sade, âdil,
mütevazi, büyük bir gayeye adanmış, halkla iç içe
Ciddî ve ağırbaşlı idi; çok az yer, çok oruç tutardı. Çok sade giyinir,
gösterişten kaçar, bilgi satmazdı. Sadeliği tabiî idi ve giyim gibi hususlarla
ayrıcalık sergilenmesinden asla hoşlanmazdı.
Muamelelerinde
âdildi. Arkadaş olsun yabancı olsun, zengin olsun fakir olsun, güçlü veya zayıf
olsun, herkese adaletle muamele ederdi. Bilhassa halk kesimlerine çok yakın ilgi
gösterir, onların şikâyetlerini dinler ve onlar tarafından çok sevilirdi.
Askerî
başarıları, kazandığı zaferler, O'nda hiçbir gurur ve kendini beğenmişlik
uyandırmadı; eğer bu başarılar şahsî gayelere dayanmış olsaydı, mutlaka
uyandırırdı. Düşmanlarıyla çepeçevre sarılı olduğu zaman hangi sadelik ve tevazu
içinde idiyse, gücünün zirvesine ulaştığında da yine aynı sadelik ve tevazu
içindeydi. Bırakın bir hükümdar tavrı takınmayı, bir odaya girdiğinde kendisine
normalin dışında bir saygı gösterildiğinde bile çok rahatsız olurdu.
Washington
Irwing, Life of Muhammad, New York, 1920.
Allah'a
imanın şekillendirdiği insan
Muhammed'in dehâsı, İslâm yoluyla Araplara üflediği ruhtur ki, onları
yüceltmiştir. Onları, ataletten ve kabilevî tıkanıklıktan çok büyük bir devlet
olmaya yükseltmiştir. Muhammed'in Allah inancının yüceliği ve bunun O'nun
karakterine ve davranışlarına kattığı sadelik, ciddiyet ve duruluktur ki, bütün
çekiciliği ve gerçek ilham gücüyle, Arapların ahlâkî ve zihnî dokusunu
oluşturmuştur.
Arthur Glyn
Leonard, Islam, Her Moral and Spiritual Values.
Ümmî, fakat
aynı anda okumuşu tesirine alan, okumamışa hükmeden yön verici bir edâ
Kendisi bütünüyle ümmî, fakat tabiat kitabını çok iyi okumuş bulunan zihni, en
okumuş ve akıllı muhalifleriyle tartışmalara girmiş ve takipçileri içinde en alt
seviyede bulunanların bile idrak seviyesine seslenebilmiştir. Sade belâgatı,
izzet ve inceliği bir araya getirebilmesiyle büyük etki gücü kazanıyor, iç
ihtişam ve hürmet telkin ediciliğiyle çok içten bir sevecenliğin birleştiği yüz
ifadeleri, karşısındaki insanlara sevgi ve hürmet telkin ediyordu. Aynı anda
okumuşu tesirine alan, okumamışa hükmeden bir dehâ veya yön verici bir edaya
sahipti."
Charles Stuart
Mills, History of Muhammadanism.
Ümit vermeyen
bir malzemeden olağanüstü bir ürün
"Muhammed, çok kısa bir ömürde, hiç de ümit vermeyen bir malzemeden -dönemin
Arapları- o ana kadar coğrafî genişliğinden başka bir şeyi olmayan bir ülkede
öyle bir din tesis etti ki, bu din, çok geniş sahalarda Hıristiyanlığın ve
Yahudiliğin mutlak önüne geçtiği gibi, çok kısa bir süre içinde ve çok geniş bir
alanda, dönemin medenî dünyasının en gözde bölgelerini içine alan pek büyük bir
devletin temellerini oluşturdu.
Philip K. Hitti,
History of the Arabs, 1951.
Tek ve büyük
bir gerçeği hayatının zembereği yapmış ciddiyet ve tevazu sembolü
Muhammed, tarihin, tek ve büyük bir gerçeği hayatlarının zembereği yapma
saadetine ermiş birkaç mutlu insanından biridir. O, Allah'ın Resülü idi ve
hayatın sonuna kadar kim olduğunu ve varlığının özünü oluşturan mesajını hiçbir
zaman unutmadı. Aldığı mesajları halkına, çok büyük memuriyetinin şuurunda
olmaktan kaynaklanan büyük bir ciddiyetle, fakat aynı zamanda en tatlı bir
tevazu ile iletti."
Stanley Lane-Poole,
Studies in a Mosque.
Allah'a ve
gayb âlemine çok derin bir iman
Muhammed'in yüklendiği vazife ve misyon, ancak Allah'a ve gayb âlemine çok derin
bir imanı olan bir insanda bulunabilecek olağanüstü bir güç ve hayat örneğidir.
O, arkadaşlarının imanı, ahlâkı ve bütün bir dünya hayatı üzerinde, ancak
gerçekten çok büyük bir insanın yapabileceği tesiri yapmış ve çok önemli bir
gerçeği yayma çabaları hep yeni yeni sonuçlar verecek kişilerden biri olarak
kabul edilecektir.
Rodwell,
hazırladığı Kur'ân-ı Kerim meâline yazdığı önsözden.
Batı'da O'nun
kadar yanlış tanıtılmış bir insan yoktur
İnancı uğruna her türlü işkenceye katlanmaya hazır olması, O'na inanan ve O'nu
lider kabul eden insanlardaki yüksek ahlâkî karakter ve başarısının büyüklüğü,
bütün bunlar, O'nun şahsiyet bütünlüğünün delilleridir. Muhammed'i bir yalancı
görmek, ortaya çözülemeyecek pek çok problem çıkaracaktır. Ayrıca, tarihte büyük
insanların hiçbiri, Batı'da Muhammed kadar yanlış tanıtılmamıştır. Bu bakımdan,
eğer O'nu gerektiği gibi anlamak istiyorsak, sadece Muhammed'in gayesindeki
temel dürüstlüğünü ve bütünlüğü tanımakla kalmamalı, geçmişten devraldığımız
hataları düzelteceksek, O'nun ortaya koyduğu inandırıcı ve kesin delilin
doğruluk gösterisinden çok daha öte ve önemli şeyler istediğini ve elde
edilmesinin de çok zor olduğunu unutmamalıyız.
W. Montgomery
Watt, Muhammad at Mecca, Oxford, 1953.
Arkada
bıraktığı güven ve itimatla eşsiz bir resûl
O'nun bütün davranışları, günlük hayatı, bugün milyonların şuurlu bir hâfızayla
gözettiği bir kanun ortaya koymuştur. İnsanlığın herhangi bir bölümünün Mükemmel
(Evrensel) İnsan kabul ettiği başka hiç kimse, bu kadar yakından ve bu ölçüde
ayrıntıyla taklit edilmemiştir. Hıristiyanlığın kurucusunun davranışları,
takipçilerinin günlük hayatını yönlendirmemiştir. Ayrıca, başka herhangi bir
dinin kurucusu, geride Müslüman Resül ölçüsünde bir güven ve itimat
bırakmamıştır.
D. G. Hogarth,
Arabia.
İslâm ve
kılıç teorisini hiç bir araştırmacı kabul edemez
Başka hiç bir din, İslâm ölçüsünde hızlı yayılmadı. Batı, bu dinî yayılışın
ancak kılıç yoluyla mümkün olabileceği inancına kapılmıştır. Fakat, hiçbir
modern araştırmacı bu görüşü kabul etmiyor; Kur'ân'ın vicdan hürriyetine verdiği
destek çok açıktır.
Muhammed,
İslâm'ın bu, vahye muhatap kurucusu, 570'de putlara tapan bir kabile içinde
dünyaya geldi. Daha doğumunda yetimdi; bilhassa fakirler ve muhtaçlar, dullar ve
yetimler, köleler ve ezilmişlerle yakından ilgilenirdi. 20'sinde başarılı bir iş
adamı oldu ve ardından zengin bir dulun deve kervanlarını idare etmeye başladı.
25'ine geldiğinde, O'nun faziletlerini gören bu hanım, kendisine evlenme
teklifinde bulundu. Kendisinden 15 yaş büyük de olsa, bu hanımla evlendi ve onun
vefatına kadar sâdık bir eş olarak kaldı.
Kendisinden
önceki her büyük peygamber gibi, Muhammed de Allah'ın Kelâmı'nın nakledicisi
olarak hizmet görmenin utangaçlığıyla yaşadı; çünkü bu, kolay bir iş değildi. Ne
var ki, Melek bir kere "Oku!" demişti. Bildiğimiz kadarıyla, Muhammed'in okuması
ve yazması yoktu, fakat, kısa bir süre sonra yeryüzünün geniş bir bölümünde
devrim yapacak olan vahiy mahsulü sözleri yazdırmaya başlamıştı: 'Bir Allah
vardır.'
Muhammed, her
meselede pratikti ve çözüm üretebiliyordu. Sevgili oğlu İbrahim vefat ettiğinde
güneş tutulması oldu ve Allah'ın, Resülü'nü tesellisi olarak yorumlandı.
Muhammed, derhal müdahale etti: "Güneş tutulması gibi hâdiseler, bir insanın
ölümüne verilmez."
Bu çalışmayı
yaparken benim önümdeki problem daha küçük; çünkü biz, bu çarpıtılmış tarih
türüyle (Batılılar ölçüsünde) beslenmedik ve dolayısıyla, İslâm hakkındaki
yanlış anlamalarımızı ortaya koymak için çok zaman harcamamıza gerek yok.
Meselâ, İslâm ve kılıç teorisi bizim çevrelerde fazla işitilmez. "Dinde zorlama
yoktur." şeklindeki İslâmî prensip, bizde iyi bilinir.
K. S.
Ramakrishna Rao, Mohammed: The Prophet of Islam, 1989.
İslâm'la
insan, yalnızca Allah'a kul ve başka hür insanlara karşı belirli vazifeleri olan
hür bir varlık hâline geldi
İslâm'la birlikte ruh, peşin hükümlerden, insan iradesi de, kendisini sözde
gizli güçlerin, belli sırlar sahibi olduklarını ileri sürenlerin ve kurtuluş
alıp-satanların iradesine tâbi kılan bağlardan kurtuldu ve neticede, Allah'la
kul arasında aracılık kalktı ve dolayısıyla başkalarının iradeleri üzerinde
salâhiyet iddia edenler, tahtlarından oldular. İnsan, yalnızca Allah'a kul ve
başka hür insanlara karşı belirli vazifeleri olan hür bir varlık hâline geldi.
İslâm'dan önce insan sosyal ayırımcılıklardan çok çekmişti; fakat İslâm, bütün
insanlar arasında eşitlik getirdi. Bir Müslümanı diğerlerinden ayıran faktör
doğum, renk, ırk, sosyal statü değil, sadece takvâ, sâlih amel ve ahlâkî
vasıflardır.
Dr. Laura
Veccia Vaglieri, Apologia dell İslamismo, s. 33-34.
Tavizsiz
tevhid inancı, Aşkın Varlığın hâkimiyetine sarsılmaz iman
Bu tavizsiz tevhid inancı, aşkın bir varlığın mutlak hâkimiyetine olan sade ve
sarsılmaz iman, İslâm'ın ana gücünü teşkil ediyor. Bu dinin bağlıları, çoğu
dinlerin bağlılarında görülmeyen ve bilinmeyen şuurlu bir rıza, tatmin ve sabır
duygusuna sahipler. Müslüman ülkelerde intihar hâdisesine pek nadir rastlanıyor.
Philip K. Hitti,
History of the Arabs, 1951, s. 129
Bütün
parçaları, tam olması gereken yerde bir mimarî şaheseri
İslâm bana, bütün parçaları tam bir denge ve kesintisiz bir huzur vericilik
içinde birbirini destekler ve bütünler bir ahenk arz eden mimarî bir eser gibi
görünüyor. İslâm'da her şey, gerek düstur, gerekse uygulama olarak tam olması
gereken yerde.
Muhammed Esed [Leopold
Weis], Islam at the Crossroads, 5.
İslâm
kültürünün belirleyici tesirinin görülmediği hiçbir insanî gelişme buudu yoktur
Müslüman Araplar olmasaydı, modern Avrupa medeniyeti, bütün tekâmül safhalarını
aşmasını sağlayan bir hüviyete asla bürünemezdi. İslâm kültürünün belirleyici
tesirinin görülmediği hiçbir insanî gelişme buudu yoksa da, bu tesir, modern
dünyanın en büyük kuvvet ve muzafferiyet kaynağını oluşturan tabiî bilimler ve
ilim ruhu sahalarında çok daha fazla belirgindir... Bilim dediğimiz şey,
Avrupa'da yeni araştırma ruhunun, yeni inceleme metotlarının, deney ve gözlem
metodunun, matematiksel ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin neticesinde ortaya
çıkmıştır ki, bunlar, eski Yunan'ın malûmu değildi. Bu ruh ve bu metotlar,
Avrupa'ya Araplar tarafından getirilmiştir.
Robert
Briffault, The Making of Humanity.
İslâm'ın
değiştirici gücü
"Muhammedîlik (İslâm için yanlış bir ifade -Mütercim-) kabul edildiği zaman
putperestlik, totemizm, çocukları öldürme, büyücülük hemen kaybolur. Kirliliğin
yerini temizlik alır ve İslãm'ı kabul eden kişi, şahsî bir şeref, haysiyet ve
kendine güven duygusu kazanır. Hayasızca yapılan danslar, oyunlar ve cinsler
arası ahlâksız münasebetler sona erer; kadının iffeti kabul edilen bir fazilet
hâlini alır. Çalışkanlık, tembelliğin yerine geçer ve keyfîlik yerini kanuna
bırakır. Düzen ve temkin yerleşir. Kan davalarıyla, hayvanlara ve kölelere kötü
muamele yok olur. İslâm, batıl inançlarla her türlü tefessühü silip süpürmüştür.
İslâm, boş polemiklere karşı bir baş kaldırmadır. Kölelere ümit, insanlığa
kardeşlik ve temel insan fıtratına tanıma getirmiştir.. İslâm'ın yerleştirdiği
faziletler edep, nefse hâkimiyet, temizlik, iffet, adalet, metanet, cesaret,
cömertlik, misafirperverlik, dürüstlük ve sabırdır.. İslâm, Müslümanlar arasında
tam bir kardeşlik ve eşitlik vaz' eder. Kölelik, İslâm inancının bir parçası
değildir. Çok kadınla evlilik şartlara bağlıdır ve zor bir iştir. Kaide olmaktan
ziyade, sadece bir istisnadır. Musa onu yasaklamamış, Davud uygulamış, İncil de
açıkça men etmemiştir. Muhammed ise, onu sınırlandırmış ve belli şartlara
bağlamıştır. Müslümanlar, Allah'ın iradesine teslimiyetleri, nefse hâkimiyetleri
ve iffet, doğruluk ve İslâm kardeşliği sayesinde kendilerini taklitle çok şeyler
kazanacağımız bir model oluşturmuşlardır. İslâm, Hıristiyan dünyanın üç baş
belâsı olan sarhoşluk, kumar ve fuhşu ortadan kaldırmıştır. İslâm, medeniyet
adına Hıristiyanlıktan çok daha fazla şey ortaya koymuştur. Dünyanın üçte
birinin Muhammed'in itikadına bağlanması bir mûcize, belki bir insandan ziyade,
aklın mûcizesiydi.
Isaac Taylor,
nakl. Ebu'l-Fazl İzzetî, An Introduction to the History of the Spread of Islam,
Oxford.
|